Popüler

Bugün en çok okunan başlıklar
18.12.2019 22:02

Çankayanın şişmanı işçilerin düşmanı

1989 bahar eyleminde zonguldak maden işçilerinin meydanları inim inim inlettiği slogandır

0
HzSokrates frigs paylaştı

Bağımlılığımızın farkında mıyız ?
Bağımlılık dendiğinde çoğu insanın aklına ilk gelen şey #sigara veya madde bağımlılığı olur. Eğer biraz daha zorlanırsa alkol bağımlığına kadar düşüp bu bağımlılıkların farkında olabiliyoruz. Son zamanlarda yapılan haberler ve yazılan yazılarla sosyal medya bağımlılığı veya oyun bağımlığı gibi bağımlılıklarında farkında olmaya başladık. Aslında bir rutini veya alışkanlığı #bağımlılık diye nitelendirmemiz tamamen o dönemlerde ekonomiyi ve sektörleri yönetenlerin yaptığı bağımlılık tanımına göre nitelendiriyoruz. Örneğin sigara 1920’larda yani 1. Dünya Savaşı zamanlarında şu an ki çay gibi normal muhabbet ederken, alkol alırken tüketilen normal bir nesneydi bizim için hatta 1990’lara kadar evlerde misafirlere ikram edilmek üzere çeşit çeşit farklı sigaralar bulundurulurdu. Başka bir konuya geçelim. Bağımlılığın aslında ne olduğu. Olaya çok dıştan ve sığ bir bakışla bakarsak bağımlılığın kötü olduğu ve kurtulabileceğimiz bir şey olduğunu sanıyoruz. Aslında hayatımızın tamamen bağımlılıklardan oluştuğunun farkında bile değiliz. Mesala dünyanın %99 u güce bağımlıdır ve şu an ki güç dediğimiz şey para ile sağlanır. Herkes de zengin olma ya da en azından kendi istediği her şeyi yapabilecek kadar parası olmasını ister. Bazıları bunun için bir işte çalışır bazıları okul okur bazıları ise bahis veya kumar oynar.
Bağımlılık dediğimiz şey insanın üreyip neslinin devamını bile sağlar. Üremek için aşık oluruz ve aşık olmamızı sağlayan şey de aslında DOPAMİN hormonudur. Dopamin hormonu da aslında bağımlılığın temelinde yatan faktördür. Sonuç olarak üremek isteyen biz aşık oluruz aşık olduğumuzda da bağımlı olmuş oluyoruz.
Bir diğer söylemek istediğim şey ise insanlar hiçbir şeye bağımlı olmak istemez. Bağımlı olduğunu anladığında bir kaygı içine girer. Nasıl kurtulabilirim diye kaygılanır? Kısacası bağımlı olmak istemez ve direk BAĞIMLI OLMAK tan kurtulmak ister. Böyle bir şeyin olamayacağını hepimiz düşündüğümüzde fark ederiz. Çünkü bir şeylere bağımlı olmak bizi yaşama bağlayan şeydir. Bağımlılık insan olmanın çekirdeğini oluşturan şeydir. Ondan kurtulmaya çalışmak yerine kendi değer yargılarınıza göre size yararı olabilecek şeylere yönlendirmemiz bizi daha güçlü ve sağlıklı kılacaktır.
Peki sizce bağımlılık nedir ?

0
11.12.2019 01:31

Çorlu tren faciası

8 Temmuz 2018'de Çorlu'da meydana gelen tren faciası, sesini yeterince duyuramayan birçok ailenin acı kayıpları ile dolu. İhmal var mı kısmını tartışmaya gerek yok sanıyorum. İhmalin ihmali var. Olmazın, olmaması gerekenin olmuşluğu var.

Bugün torunu Oğuz Arda Sel'i bu büyük faciada kaybeden dede, mahkeme çıkışında isyan etti. Hem de öyle büyük bir acı ve öfke ile isyan etti ki sesi kulaklarımda yankılanıyor hala!

Dede, şunları söyledi:

"9 yaşındaki bir çocuğun ikiye bölünmüş halini görsünler ondan sonra karar versinler. Biz yaşamıyoruz. Nerde adalet? Orta sahadan top çevirdiler. Taa İstanbul'dan geliyoruz aynı şeyler tekrarlandı. Hadi güle güle. Diyoruz ki bilirkişiler bilen kişiler olsun. Bilirkişiler kimin elinde? Rektörün elinde. Rektör kimin elinde? Siyasilerin. Bilirkişilr ne oldu? Kimse bu davaya bakmak istemiyor. Bu neyin davası ya? 25 kişi öldü bu neyin davası. Bu ülkede adalet mekanizması işlemiyor. İnsanlar adalet diyor, insanlar ölüyor. Kimse bakmıyor, herkes önüne bakıyor işine bakıyor. Türk halkının itibarı ne olacak beyler, insanlar ölüyor

Cumhurbaşkanım torununu kucağına alıp seviyorsun. Benim torunum iki parçaydı, çuval gibi diktiler! Beni alın zindana atın. Çekin şu pis ellerinizi adaletin üstünden."

Oğuz Arda Sel'in dedesinin isyanı, benim içimde bir yerde büyük bir boşluk oluşturdu. Ne için ve nasıl yaşıyoruz bu ülkede? Ne için ve nasıl susuyoruz bu ülkede? Acı bizim içimize düşmediği sürece sadece seyrediyoruz her şeyi. Olaylar, yıkımlar, acılar, kavgalar ve kayıplar yanımızdan öylece akıp gidiyor. Biz seyrediyoruz! Bir dedenin, babanın, annenin, kardeşin acısı diye mi bakıyoruz? Bu acı hepimizin acısı, bu isyan hepimizin isyanı neden olmuyor? O kadar çok "yeter" isyanı yükselmeye başladı ki... Ne zaman bizler de bilgisayarlarımızın başından kalkıp, "korunaklı" evlerimizden çıkıp " YETER " diyeceğiz? Yakındır. Yakındır. Yakındır.

0
Spock frigs paylaştı

Padişahın biri veziriyle birlikte gezintiye çıkmış. Gezi sırasında bir köye gelmişler. Küçük, şirin bir evin önünde oturmuş, örgü ören bir genç kız görmüşler. Padişah kızın yanına yaklaşıp sormuş:

– Merhaba kızım. Baban evde mi?

Kız: – Babam evde yok! Azı çok etmeye gitti.

Padişah: – Annen evde mi?

Kız: – Annem de evde yok! O da biri iki etmeye gitti.

Padişah: – Kızım eviniz çok güzel ama bacası eğri.

Kız: – Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter.

Padişah: – Sana bir kaz yollasam yolar mısın?

Kız: – İzninizle en ince tüylerine kadar yolarım!

Padişah kıza “Öyleyse selametle kal!” deyip, veziriyle tekrar yola koyulmuş.

Saraya varınca padişah vezirine sormuş:
– Kız ile ne konuştuğumuzu anladın mı?

Vezir: – Doğruyu söylemek gerekirse anlamadım padişahım, demiş.

Padişah: – O hede tez vakitte git öğren! Yoksa seni vezirlikten azlederim! demiş.

Vezir telaşla fırlamış. “Nasıl öğrenirim?” diye düşünürken, en iyisi ilk ağızdan bilgi almak deyip, gitmiş padişahın konuştuğu kızı bulmuş.

Vezir: – Aman kız, hanım kız!…
Biz bu gün yanımda biriyle senin yanına gelmiştik. Yanımdaki kişi senle sohbet etmişti. O sohbette konuştuklarınız ne anlama geliyordu? Onları bana bir deyiver. Dile benden ne dilersen.

Kız: – Konuştularımızı açıklarım ama her cevap için on altın isterim, demiş. Vezir kabul etmiş. Kız anlatmaya başlamış:

– O amca bana babamı sorduğunda “Azı çok etmeye gitti” demekle; babamın çiftçi olduğunu, tarlaya tohum ekmeye gittiğini anlatmak istedim. Vezir on altını vermiş, kız devam etmiş:

– O amca annemi sorduğunda “Annem biri iki etmeye gitti” demekle; annemin ebe olduğunu, doğum yaptırmaya gittiğini anlatmak istedim. Kız vezirden on altın daha alıp devam etmiş:

– Amca “Eviniz çok güzel ama bacası eğri” demekle; benim güzel olduğumu ama gözlerimin şaşı olduğunu söyledi. Ben de “Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter” diyerek; şaşıyım ama gözlerim iyi görür demek istedim.

Vezir kıza on altınını verip hemen atılmış:

– Peki ya “Sana bir kaz yollasam yolar mısın?” ne demek?

Kız tebessüm edip açıklamış:

– O kaz da sizsiniz, demiş. Bunları öğrenmek için bana onlarca altın verdiniz!…

GÜNÜN SÖZÜ:
İŞİTMEK BİR KABİLİYET, DİNLEMEK İSE BİR SANATTIR..

0
14.01.2020 18:27

İslam'a uygun cikma teklifleri

Dinimizce caiz olan cikma teklifleridir.

Örnek:

Fazullah: Sümeyye bu geceki ilahi konserine iki biletim var, gidelim mi?
Sümeyye: hayırlısı olsun abdullah...

2

Ben olsam; “Modern ekonomiye karşı ayetleri uygularsak ekonomi batar, yastık altındaki paranızı devlet bankasına yatırın, faiz yasak ayetlerini pek takmayın” der kurtulurdum.

Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz. (Âl-i İmran 3/130)

Men edildikleri halde faizi almalarından ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemelerinden dolayı içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık. (Nisa 4/161).

Faiz yiyenler ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi kalkarlar. Bu onların: “Alım satım da ancak faiz gibidir." demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alış verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faize bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim faize geri dönerse artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. Allah, faizi yok eder de, sadakaları artırır. Allah, günahkâr kafirlerin hiç birini sevmez. (Bakara 2/275-276).

Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız faizden arta kalanı bırakın. Şayet böyle yapmazsanız, Allah'a ve Resulü’ne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tövbe ederseniz artık sermayeleriniz sizindir. Böylece ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (Bakara 2/278-279).

İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını kazanmak için verdiğiniz zekata gelince, işte zekatını veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır. (Rum, 30/39).

#diyanetkapatılsın

0

Katar'ın yüz ölçümü 11.500 km², Türkiye'den satın aldıkları toprak 22.000 km²
Irmağının akışına kurban olanlar, toprak satışına nasılda sessiz kalıyorlar..

#YeterArtık

0
12.01.2020 00:45

Journeal

Journeal, sağlık turizmine alternatif yollar açacak bir start-up'a benziyor. Üstelik tek yönlü bir çizgisi de yok. Sadece saç ekimi yapan ve vıcık vıcık İstanbul'u saran görüntüden bizi uzaklaştırır mı dersiniz? Sağlık turizmi denince akla gelen ilk üç ülkeden biri olarak, kırmızı kafalı siyah bandanalı abilerden fazlasını hak ediyoruz. Journeal, bunlara alternatif, medikal estetik ile sınırlı kalmayacak bir alternatif oluşum belli ki.

http://www.journeal.com

2
11.01.2020 16:42

11 ocak İstanbul depremi

İstanbul'da 16:39 sularında çok şiddetli bir deprem meydana geldi. Kandilli depremin büyüklüğünü 4.7 olarak açıklarken, kısa bir süre sonra ise 4.8 olarak güncelledi. İstanbul'da yaşanan deprem yaklaşık 20 saniye boyunca hissedildi.

Tüm İstanbul'lulara geçmiş olsun.

#deprem

1
09.01.2020 12:36

Welwitschia

Çöl Bitkisi: Welwitschia

Dünyanın en ilginç bitkileri sıralansa Welwitschia üst sıralarda yer alır. Çöl gibi çok uç koşullarda yaşayabilen bu bitkinin yaşam süresi 300 ila 1500 yıl dolaylarında olabiliyor. Ayrıca bir canlıyı tanıtırken kullanılabilecek benzersiz, büyüleyici, harika, müthiş, nefis, olağanüstü ve hayret verici gibi sıfatların hepsi bu bitki için geçerli. Namib Çölü, dünyanın en eski çölü kabul edilir. 43 milyon yıl önce oluştuğu ve son 2 milyon yıldır da hiç değişmediği belirtiliyor. Çölün bazı bölgelerinin yıllarca yağış almadığı, bazı yerlerinse yılda 100 mm’den az yağış aldığı biliniyor. Canlılar, özellikle de bitkiler için uç koşullar sunan bu çölde yaşayabilen bitki sayısı çok azdır. Welwitschia bunlardan biridir.

Namib Çölü’ne özgü bir tür olan Welwitschia kök, gövde ve iki yapraktan oluşur. 6 metreye kadar ulaşabilen kemer şeklindeki yaprakları zemin üzerinde devamlı büyür. Yapraklar bitkinin 650 C’den yüksek sıcaklıklarda bile hayatta kalmasını sağlayacak yapıdadır. Kalınlıkları 1,4 cm civarındadır. Bu endemik bitki, su ihtiyacının bir kısmını yer altı sularından bir kısmınıysa havadaki sisten karşılar. Yapraklarda bulunan gözenekler sisli havada açılır, sis olmadığı zaman ise kapalı durur. Welwitschia Namib Çölü’nün deniz kıyısından 80 km’ye kadar içeride kalan bölgelerinde yaşayabilir. Kıyıdan 80 km içerisi, sisin ulaşabileceği maksimum mesafedir ve sis kuşağı diye de bilinir. Bitkiler dişi ve erkek bireyler olarak da ayrılırlar. 1680’de Avusturyalı botanikçi Friedrich Welwitsch tarafından keşfedilen bu bitkiye Welwitsch’in adı verilmiştir.

Alman botanikçi Friedrich Weltwitsch’den ismini alan Welwitschia Mirabilis bitkisi ilk defa 1852’de tanıtıldı.

Welwitschia
0