Bugün en çok okunan başlıklar
13.07.2019 22:50

Rezalet pavyon videosu

SSCB yıkıldığında millet ahırdaki ineğini gece karısından habersiz satıp Rus kadınlarına giderdi aradan 30 yıl geçti değişen bir şey yok.

3
13.06.2019 18:55

Vampir Erkek Arkadaşımın Kanımı İçmesine İzin Verdim

İnternetin derinlerinden böyle bir videoya denk geldim.

Bir kişi temiz olsa bile, hala kanla taşınan patojenleri taşıdığını bilmiyor ve kan grubunuzla uyuşmuyorsa, kendini öldürebilir.

UYARI: Bu klip, bazı izleyicilerin rahatsız edici bulabileceği sahneler içerir.

#Vampir

3
24.01.2019 13:58

Pamukkale turizm

İflas kararı mahkemece onanmış turzim şirketi

0
20.06.2019 20:58

Mehmet Dağıstanlı'dan Cumhurbaşkanı'na Mektup

Sayın Cumhurbaşkanım!

“Karınlarını biz doyuruyoruz, oy vermiyorlar" diyorsunuz da; siz kaç yıldır elektrik faturası ödemiyorsunuz?

Doğalgaz mesela, hiç böyle bir fatura gördünüz mü?

Peki, hiç arabanızı benzin istasyonuna çekip, kendi benzininizi aldınız mı? Hem de kendi paranızla ama...

Mesela siz, çocuğun bu sene yurt masrafı ne olacak diye düşündünüz mü? Sınava giriş ücretini ödeyemediğiniz için, sınava sokamadığınız evladınız oldu mu?

Doğru söyleyin lütfen, Emine hanım, pazarda peynirin kilosunun kaç tl olduğunu bilmeyeli kaç sene oldu?
İlk evinizi nasıl aldınız?
Kaç senedir kira ödemiyorsunuz?
Sıfırdan gelip, kaç mülkünüz oldu?
O milyonluk araçlara sahip olmadan önce, onları ilk ve ancak rüyada görebiliyor olmanızın üstünden kaç sene geçti?
Adına kesilmiş tek bir fatura görmeden 30 yılı aşkın bir zaman yaşamak nasıl bir duygu?
Tatile ya da doğduğun yerlere giderken bütçe planlaması yapmak zorunda olmadan kaç yıl geçirdiniz?
"Elbette ki en lüks uçak bana ait olmalı" diyecek ruh haline ve imkânlara sahip olalı kaç sene oldu?
Bunların hiç biri artık sizin sorununuz değil, neden mi? Çünkü o faturaların hepsini biz ödüyoruz.
Boğazınızdan geçen her bir lokmanın ücretini biz ödüyoruz. Size saraylar yaptırıyoruz. Dünyanın en pahalı makam uçaklarını alıyoruz size. Dünyanın en pahalı arabalarını alıyoruz size ve çocuklarınıza. Çocuklarınızın hepsini yurtdışında, en pahalı okullarda okuttuk mesela, hem de bizimkiler sınava girecek parayı bulamazken. Siz her gün bu milletin çocuklarının geleceğini tehlikeye sokarken, biz sizin çocuklarınızın hepsinin geleceğini garantiye aldık. Başka devletlere itibarınız olsun diye, eşiniz hanımefendi alışverişini rahat yapsın diye, Belçika gavur ellerinde cadde kapattık. Sizin yedikleriniz içtiklerinizin adını bile bilmediğimiz, telaffuz edemediğimiz halde hepsinin bi tamam paralarını biz ödedik. Siz son otuz senede hiç fatura görmeyip, herhangi bir ödeme yapmadığınız için hepsini biz ödedik. Ee, bunları birileri ödeyecekti elbet, biz ödedik. Hatta siz alınmayın diye birçok şeyi de "örtülü ödenek" den ödedik.

Biz kim miyiz?

Mesela aramızda yerin 500 m altında asgari ücretle çalışan madenciler de var. Berber, kasap, mobilyacı, mimar, doktor da var. Artık ürün ekemeyen çiftçiler, hayvan yetiştiremeyen köylüler de var, iş adamları da var aramızda.

Meselâ iş çıkışı biraz gezeyim derken tecavüze uğrayan, sonra da size yakın kişiler tarafından "o saatte sokakta ne işi vardı" denilen kadın var ya, o da çok faturanızı ödedi sizin.

Şehit aileleri bile, içtiğiniz o ejderha meyvesi suyunun parasını ödedi. Millet yani yahu, millet. Yani bizler. 30 senedir biz bakıyoruz size. Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik. O iş öyle sizin dediğiniz gibi değil, siz bizim karnımızı doyurmadınız, biz sizin karnınızı doyurduk. Hatta görülüyor ki başka bir insan olmanızı da sağlamışız. Sizin bu söyleminiz dünya siyasi tarihi için yabancı değil, 'sizi ben yarattım' deme noktasına gelmenize sanırım az kaldı.

Kaynak: Emrah Akgün

Zorunlu Edit: Bu yazının asıl yazarı Emrah Akgün'dür başlıktaki yazar kişiside sosyal medya hesaplarından bu mektubun yazarının Emrah Akgün olduğunu açıkça belirtmiştir.

5
16.07.2019 21:01

Çok eşlilik

Ünlü İslam apolojisti Zakir Naik şöyle söylüyor: "Her kadın sadece bir erkekle evlenirse; ABD'de otuz milyondan fazla kadın, Britanya da 4 milyon kadın, Almanya da 5 milyon kadın, Rusya da 9 milyon kadın kocasız kalacak. Koca bulamayan kadınlara karşı bir seçenek, evli olan erkeklerle evlenmektedir."

Naik bu ayet ile çok eşliliği savunuyor ve Kuranın Nisa 4. ayetini savunmaya çalışıyor. Bu ayet erkeğin eşit muamele edebiliyorsa, birden fazla eş alabileceğini açıklar. Eğer bunu yapamazsa, sahip olduğu kadın köleler / cariyeler ile yetinmelerini söyler. Naik, çok eşliliğin kadınların açakgönüllülüğünü koruduğunu iddia ediyor. Dünyadaki kadın nüfusunun, erkek nüfusundan çok daha fazla olduğuna inanıyor ve bu yanlıştır. Buna bir bakalım:

CIA'nin küresel istatistikleri(2006):

Yaş grubuna göre Cinsiyet nüfusu

0-14: Erkek = 919219446 - Kadın = 870242271
15-64: Erkek = 2152066888 - Kadın = 2100334722
65 ve üstü: Erkek= 213160216 - Kadın= 270146721

Toplam erkek nüfusunun, kadın nüfusunu birazcık aştığını görebiliriz. Dolayısıyla Zakir Naik yalan söylemektedir. Kadınların, erkek nüfusunu geçtiği tek yaş grubu 65+'dır. Bu zamana kadar çoğu kadın mutlu bir evlilik geçirmiş, dul kalmıştır.

ABD'de cinsiyete göre yaş grubu

0-14: Erkek = 31095847 - Kadın = 29715872
15-64: Erkek = 100022845 - Kadın = 100413484
65 ve üstü: Erkek = 15542288 - Kadın = 21653879

ABD'de kadınlar, erkeklerden biraz daha fazla olmasına rağmen, farkı yaratan yaş grubunun 65+ olduğundan dolayı Zakir Naik'in iddialarından çok uzaktır. İnsanların genelde evleneceği yaş grubu 15-64 ve bu yaş grubunda erkek ve kadınların nüfusu neredeyse aynıdır.

Şimdi de İslam ülkelerinden birine bakalım: Suudi Arabistan'da cinsiyete göre yaş grubu

0-14: Erkek = 5261530 - Kadın = 5059041
15-64: Erkek = 9159519 - Kadın = 6895616
65 ve üstü: Erkek = 342020 - Kadın = 302005

Erkek nüfusunun kadın nüfusunun çok ötesine geçtiğini net bir şekilde görebiliriz. Farkı yaratan yaş grubu 15-64'tür. Naik'in mantığına göre İslam devleti Suudi Arabistan polijini'yi(Çok karılılık) değil, Poliandri'yi(Çok kocacılık) izlemelidir.

1. Bir erkeğin çok kadınla evlenmesinin savunulacak bir yanı yoktur. Aslında 4 kadın ile evlenmek daha büyük bir sorun yaratır. Açıklama şöyle her 100 erkek için 101 kadın vardır. Eğer bu 100 erkekten sadece 2 tanesi 4 kadın ile evlenirse, geriye 98 bekar erkek, 93 bekar kadın kalır. Şimdi evlenmemiş erkeklerin sayısı, kadınlardan fazladır. Peki, İslam Poliandri'ye izin veriyor mu? Hayır. Yani polijini sadece daha fazla dengesizlik yaratır. Ve biz sadece 100 erkekten 2 tanesini konuştuk...

2. Erkeklerden daha fazla, kadın olduğuna inanırsak, bir erkeğin birden fazla kadın ile evlenmesi iyi olabilir. Fakat eğer tersi olursa? Kadınların, birden fazla erkek ile evlenmesi de iyi olabilir. Ancak İslam buna izin vermez.

3. Naik, çok eşliliğin aldatmayı bitireceğini iddia ediyor. Bu sakat bir mantıktır. Hırsızlık yapmak, hırsızlığa son verecek demek gibi..

4. Naik, erkeklerin çok eşliliğinin doğada olduğunu söyler. Ancak doğada çok eşli dişiler, tek eşli erkekler de olduğu için bu genelleme yanlıştır. Bu insan doğası gereği bencildir, başkalarına ihanet etmelidir demek gibidir. İnsan biyolojik açıdan çok eşlidir ancak sosyal açıdan tek eşlidirler. Söz konusu çok eşlilik her iki cinsiyeti de kapsıyor.

5. Naik, ABD'de yaşayan Gayları da hesaba katıyor. Ancak Lezbiyenlerden hiç bahsetmiyor.

6. Evli olmayan kadının tek seçeneğinin, evli bir erkekle evlenmek olduğunu söylüyor. Bu son derece gülünç bir şeydir.

Hristiyanlık ve Budizm gibi bekarlığı kutsal sayan dinler vardır. Ayrıca bu görüş İslam tarafından reddedilse bile İslamda Sufilik olarak varolmuştur. Yani tek seçenek hiç bir zaman evlenmek olmadı.. Ayrıca dünyada yeterince insan vardır ancak yeterince kaynak yoktur. İslamın istediği gibi herkes evlenirse, dünya nüfusu önlenemez bir şekilde büyük hızla artar ve sonunda kaos, ölüm, açlık, salgın hastalıklar vs. olur. İnsanların bekar kalmayı seçmeleri veya LGBT bireylerinin varlığı nüfusun kontrolünü bir nevi sağlamaktadır.

2
21.06.2019 10:44

Erdoğan canlı yayında kendisine yöneltilen soruya kızdı

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı sosyal medya ve TV ortak yayınında Ahmet Hakan, Salih Nayman ve Işıl Açıkkar’ın sorularını yanıtladı.

Erdoğan, Işık Açıkkar'ın kendisine yönelttiği, “Millet İttifakı adayı İstanbul özelinde hükümetinizin pek çok politikasını eleştiriyor, eleştirmeye devam ediyor. İnsanlara umut aşılıyor, kucaklayıcı vaatlerinde bulunuyor vesaire… Haliyle kamuoyu da bundan çok etkileniyor. Şimdi efendim beni mazur görün. Siz bu ülkenin Cumhurbaşkanısınız. Sizin diliniz keskin mi efendim? Siz sert mizaçlı biri misiniz? Sizi babacan, oldukça duygusal, insan odaklı biri olarak tanıdık halk sizi böyle sevdi. İşte bu noktadan sonra artık kucaklayıcı daha yumuşak bir dile mi ihtiyaç var?” sorusuna tepki gösterdi.

0
03.05.2019 17:14

Cinlerin tarihsel kökeni

Arap’ların inançlarında cinler genel olarak tanrılardan farklı değildi.Yalnız cinlerin kişilikleri pek gelişmemiştir ve tanrılar kadar güçlü değillerdir.Hıristiyan Cadara aşiretinden Perikope, rastladığı bir cine adını sorar, aldığı yanıt ‘’Ordu’’ olur.Bir ordu kadar çokturlar.Böylece cinlerin, özelliklere geceleri, ordu gibi örgütlenerek oradan oraya koşturduklarına inanırlardı.Arapça bir sözcük olan ‘’Cin’’ çoğuldur; sözcüğün tekili Cann’dır.Ama bizim dilimize cin tekil olarak yerleştiği için, çoğulunu cinler olarak kullanıyoruz.

Cinler insanlara, en azından Araplara benzerler.Arap inançlarına göre, kendilerine benzeyen bu cinlerin de aşiretleri vardı; erkek ve dişi vardı.Tevrat’ta cinleri başıboş gezen ruhlar olduğu söylenir.(Tevrat, Tekvin: 6, 1-4)

Etimolojide cin ile can aynı anlamda kullanıyor ve gerçekte, saklı ve gizemli olan ruh anlamına geliyor.Kuşkusuz hem İbrani hem Arap inançlarında ruhlar etten, kemikten yapılma değillerdi ama dünyayı gezer, dolaşırlardı.

Cinlerin, cinden başka adları vardı.Chul, Silat, Ahık ve Aulak gibi dişi cinler; Azab, Aziab, İzb ve Kur’an’da(27,39) geçen İfrit gibi erkek cin adları buna örnektir.

Çöller bu cinlerle ve hayaletlerle doluydu.Gece çölde atını veya devesini süren yolcunun kurtla dost olması için, Chul’un itimadını kazanması gerekiyordu.Gecenin sessizliğine ta kim bilir nerelerden gelen gürültüleri, cinlerin çıkardığına inanılıyordu.Bazı yollarda cinler fısıldaşıyor, yolcuyla konuşmak istiyorlardı ama yolcu korkusundan, vuruyordu kamçıyı devesine ve hızla uzaklaşıyordu oralardan.Ayrıca cinler ıslık çalarak da yolcuları çağırıyorlardı; bu nedenle Araplar cinleri çağırmış olmamak için, geceleri hala ıslık çalmazlar.

Yarı efsanevi olarak, gidilmesine olanak olmayan ve nerede oldukları bilinmeyen yerlerin Abkar, Barakut, Bakkar, Sayhad, Yabrin, Haub gibi cinlerin yaşadığı yerler olduğuna inanırlardı.Bu yerler insanlara boş ve korkunç çöller gibi görünürdü; ama aslında cinlerin yaşadığı vahalar, büyülü cennetlerdi.Bir de eskiden yaşam dolu olan ama sonradan savaşlar, kırımlar nedeniyle boşalmış, kimsenin uğramadığı eski kent kalıntıları da cinlerin mekanlarındandı.Ayrıca kilise avluları da cinlerin yaşadığı yerlerdi.

Cinlerin geceleri dolaştıklarına, şafak sökerken ortadan kaybolduklarına inanırlardı.Gündüzleri karanlık yerlerde; yılanlar, sürüngenler gibi toprağın altında yaşarlardı.Yalnız belirli bir bölgede yaşamazlardı.Cin ordusu bütün dünyaya dağılmıştı.Yalnız belirli bir bölgede yaşamazlardı.Cin ordusu bütün dünyaya dağılmıştı.Yalnız çöllerde değil, suyu bol olan vahalarda, pınar başlarında da yaşarlardı.İnsanların oturduğu evlerde yaşayan cinler, cini sayılırdı.
Cinlere her tarafta rastlama tehlikesi vardı.Toprağı sürerken, kuyu açarken, ev veya köprü inşa ederken cinlere rastlanabilirdi.Cinlere havada bile rastlanabiliyordu; serap, cinlerden başka bir şey değildi.Cinlerden pek çok korkan Muhammed sefere çıktığı zaman, ordunun her yön değiştirişinde cinlerden korunmak için tek bir getirirdi.

İbraniler de Araplar gibi cinlere inanıyorlardı.İbrani efsanelerinde sözü edilen ve kaybolmuş olduğuna inanılan on üçüncü İbrani kabilesine mensup olanların ruhlarının bir tür farelere geçmiş olduğuna inanıyorlardı.Bu fareler işte bu nedenle, İbraniler’e yasak olan deve sütüne dokunmuyor, bu sütten içmiyorlardı.

Araplar nedenini açıklayamadıkları olaylardan cinleri sorumlu tutuyorlardı.Eğer sulanmaya götürülen koyun ve sığır sürüsü su içmiyorsa, bu işe kesinlikle iyi saatte olsunlar karışmış demekti.Bir kadının çocuğu olmuyorsa, erkek iktidarsızca sorumluluk cinlerin üstüne yıkılıyordu.Salgın hastalıklar, ateşli hastalıklar, bayılma, epilepsi, delilik, kara sevdaya tutulma gibi olaylar hep cinlerin başının altından çıkıyordu.Özellikle deliliğin cinlere hakaret edenin başına geldiğine inanıyor ve böyle bir kişiye götürüp, çölün ortasına bırakıyorlardı.

İslam’la birlikte cinlere inanma yeni aşamaya geçti.Tanrılar ortadan kalktı ve cinler aşağılandı.İslam örtüsü altındaki yeni inançlara göre, cinler dünyevi cehennem yaratıkları ordular ve yeraltındaki oyuklarda yaşamaya mecbur edildikleri için yeni tanrı Allah’a düşman oldular.Karakterleri değişti ve başlarında baş şeytan olan İblis’in emrindeki bir şeytanlar ordusuna dönüştüler.Yeni tanrı Allah’ın düşmanları olarak, yeni İslam kültünün düşmanıydılar ve inançlılara musallat olup, onları bu yeni dinden çıkarmaya uğraşıyorlardı.Müslümanlar da şeytanların ezan sesine dayanamayıp, kaçtıklarına inanıyorlardı.Öte yandan şeytanlar ezan sesini boş vererek, müezzinin çağrısına uymayıp camiye veya mescide gelmeyenlerin kulaklarına işiyorlardı.

Aslında cinler Araplara özgü değildir.Bu cin ve korkusu Kumran’da yaşayan ve orada bir Musevi tarikatı kurmuş olan Essenler’den geldiğini öne sürüyor.Ama ilk çağlardan beri Mezopotamya ile ticari ve kültürel ilişkileri olan Arapların bu boş inançları, eski tanrılarının çoğunu borçlu oldukları bu kültür havzasından almış olmaları daha doğru görünüyor.

Yalnız İslam döneminde cinlerin önemi arttı; İslam ve Muhammed eski tanrıların yerine, artık şeytanlara dönüştürülmüş olan cinleri getirerek, bu eski çok tanrıcı sistemi kırmaya çalıştı.Şeytanları veya cinleri Müslümanlar’ın ve tanrıları olan Allah’ın düşmanı yaparak, tek tanrıcılığın Hıristiyanlık sonraki bir başka versiyonu olan İslam’ı güçlendirmeyi başardı.

0
25.04.2019 14:06

İlave Tv

Youtube'da röpörtaj videoları yayınlayan muhalif bir kanal

Aşağıda ki video efsaneler arasına giricek nitelikte bir sokak röportajı

3
25.06.2019 13:53

Rusya'da sıradan bir gün

Arkadaşlar bu başlıkta Rusyada yaşanan absürt olayları paylaşabilirsiniz.

#Rusya

1
Umit frigs paylaştı

Bir Japon efsanesine göre şu an olduğun kişi, bir önceki yaşamında en sevdiğin kişiymiş.

0
29.01.2019 15:19

Yediği kaba sıçmak

Ebola virüsü ve biraz kafa karışıklığına sebebiyet verir.

2
10.07.2019 23:20

Tevazu

Tevazu, alçakgönüllülük, gösterişsizlik, yalınlık anlamına gelir.
Tevazu, bir insanın kendisini başkalarından daha büyük, daha üstün, daha önemli ve daha değerli olarak görmemesi halidir. İnsanın, varlığını, mevkini, kariyerini, yetkisini, ününü, fiziksel görünümünü ve bilgisini ne kadar yüksek olursa olsun, bütün bunları başkalarından üstün ve değerli olma özelliği olarak görmemektir.

Alçak gönüllü olmak, kendimizi, kimliğimizi, kişiliğimizi, değelerimizi kaybetmememizi sağlar.
Tevazu, manevi bir sığınaktır. İnsanı kibrin yokedici etkisinden korur.

İnsanın istekleri sınırsızdır. Yetinmeyi bilmedikten sonra, dünyalar bizim olsa bile aç gözlülüğümüz dinmez. Biz, kanaati tevazu ile öğreniriz.
Hayatı farketmek ve ondan keyif alabilmek,alçak gönüllü olmaya bağlıdır.

Alçak gönüllü insan, sınırlarını bilir, yani haddini bilir.
Her şeyde iyi olamayacağını kabul eder.
Kendi hatalarını analiz edebilir.
Ben merkezci ve bencil değilidir. Her şeyi kendine mal etmez. "Bizim kültürümüzde 'ben' demek terk-i edeptir."
Alçak gönlüllü insan, başkalarına karşı müteşekkir olur.
Kendini başkalarıyla kıyaslamaz; kendisi ile kıyaslar. Öğrenmeye açıktır.

Einstein; "Ego bir / bilgi" der. Bilgi ne kadar çoğalırsa ego o kadar azalır.
Mütevazı insanın hayatında, sadelik hakimdir. Marka ve tüketim tutkusundan uzaktır.
Gösterişsizdir. Gösteriş dünyası, hayatta kendine kasıntı rolü biçmiş bir sürü kibir budalası insanla doludur.
Küçük şeylerden keyif almayı, tevazu sayesinde başarırız.
Mütevazı bir insansanız, hiçbir arkadaşınız değersiz değildir.
Mütavazı insanın hayat amacı, kariyer, mevki, makam ün ya da değeri sadece parayla ölçülen hedefler değil, ahlaki erdemlerdir.

Mütevazı insan affedicidir. Onun için tasavvuf büyüklerinden Cüneyd-i Bağdadî, “Tevazu şefkatli olmak, benliği kırmaktır” der.
Mütavazı insan, kötülüğe dahi iyilikle karşılık verir.
Kendinde başklarına yardım etme konusunda, sorumluluk hisseder.
İnsanlar arasında kibir kadar kin doğuran, tevazu kadar sevgi üreten başka bir şey yoktur
Mütevazı insan, cömerttir, yardımseverdir.

Atebetü’l Hakâyık kitabında, Edib Ahmed Yükneki şöyle der: "Büyüklenme elbisesini giyindin ise hemen üzerinden çıkarıp at. Halka karşı kibirle göğüs kabarttınsa, dilini hemen düzelt. Allah’ın varlığına ve birliğine inancın belirtisi alçak gönüllü olmaktır. Eğer sen de inananlardansan alçak gönüllü ol."

0
11.07.2019 14:14

Ümraniyeli kick boksçu, Avrupa'da Türkiye'yi temsil edecek

Erzurum'da düzenlenen Türkiye Büyükler Gençler Yıldızlar ve Minikler Şampiyonası'na Ümraniye Belediyesi'nin desteğiyle katılan Ümraniye Dudullu Kick Boks Akademi Spor Kulübü sporcusu Cengizhan Kuru, 'Gençler 75 Kilogram Full Contact' kategorisinde 1'inci oldu. Şampiyonada İsmail Tan, 'Gençler 51 Kilogram Low Kick Türkiye' 2'ncisi olurken, Eren Dereyurt ise 'Gençler 67 Kilogram Full Contact Türkiye' kategorisinde 32'nci sırada yer aldı.

AVRUPA ŞAMPİYONASINDA TÜRKİYE'Yİ TEMSİL EDECEKLER

Öte yandan, yine kulüp sporcularından Hüseyin Can Polat ve Cengizhan Kuru, Türk millî takımına gitmeye hak kazandı. Sporcular Macaristan'da düzenlenecek Avrupa şampiyonasında Türkiye'yi temsil edecek.
 

0
11.07.2019 10:07

Mehmet T. Nane’den iş dünyasına çağrı: Okula değil, kişisel özelliklere bakın

Daha az bilinen ve işverenlerce daha az tercih edilen üniversitelerden yeni mezun olan gençlere destek olmak amacıyla yola çıkan İlk Fırsat Programı kapsamında, Pegasus Hava Yolları Genel Müdürü Mehmet T. Nane 35 genç ile bir araya geldi.

Esas Plaza’da gerçekleşen buluşmada Mehmet T. Nane gençlere iş hayatına dair tecrübelerini, nasihatlerini, yıllar içerisinde yaşadığı başarı ve başarısızlıklarını anlattı. İnsan ve deneyim odaklı bir sohbet şeklinde gerçekleşen buluşmada, ilginç anekdotlar da aktarıldı. Konuşmasına kendi hayat hikâyesini anlatarak başlayan Nane, değer yaratma, adil olma ve iletişim ağı geliştirmenin önemine değindi.

Demirören Haber Ajansı’na konuşan Mehmet T. Nane iş hayatına yeni atılanlar için önerilerde bulundu. Nane, gençlere içlerindeki ateşi nasıl harlamaları gerektiğinden ve bunun için çalışmanın nerede, hangi aşamada önemli olduğundan bahsetti. Bina örneği veren Nane, “Binada yukarı çıkmak isterseniz temelden başlamanız lazım. O temel ne kadar güçlü olursa o kadar yukarıya çıkabilirsiniz. O temel de ilk iş hayatınızda 3 ila 5 yıl arasında elde ettiğiniz birikim, deneyim ve görgü ile hareket eder. Buradaki birikimlerinizi arttırabilmek için o yıllarda çok çalışarak bilgi birikiminizi ve kendinizi geliştirme imkânını maksimum kullanması gerektiğini gençlerle paylaştım” dedi.

“EMEK SARF EDEREK KAZANMAK ÇOK DEĞERLİ”

Çalışma yaşamına okul sıralarından başlanması gerektiğini vurgulayan Nane, “Bunun üniversiteden liselere kadar gelmesi lazım. Çünkü gerçek hayatta elde edilen birikimlerin örtüşmesi ve bunların gerçek hayata uyarlanabilmesi için iş dünyasını tanımanız gerekiyor. Dünya dijitalleşme ve teknoloji ile birlikte çok materyalistik bir hale geliyor. Bu materyalistik ortamda istemek kadar değer yaratmak ve o istediğinizi kazanarak, emek sarf ederek elde etmenin önemi ortaya çıkıyor. Emek sarf ederek bir şeyi elde etmenin değerini bilmek çok önemlidir. Bu nedenle gerek lisede gerek üniversitede ama yazları staj yaparak ama bir işte çalışarak, sadece okuldan elde ettikleri bilgi birikimini pratikte uygulayarak elde etmeleri önemli” ifadelerini kullandı.

“ÜNİVERSİTELER ARASINDAKİ FARKLILIK ORTADAN KALKTI”

Artık herkesin üniversite okuyabildiğini o nedenle de üniversiteler arasındaki farklılığın ortadan kalktığını söyleyen Mehmet T. Nane, “Fark kişilere dönmeye başladı. Kişilerin de bunu ortaya koyabilmesi için stajlarını iyi yapması, kendilerini yaptıkları işte iyi göstermeleri ve bilgi birikimlerini geliştirmeleri lazım. Bu amaçla da iş dünyasına düşen çok önemli bir şey var. Bu arkadaşlarımıza eşit fırsat vermek. Yani kriter olarak bakıldığında okulunu bir ayrışım noktası değil, kişilerin özelliklerini bir ayrışım noktası haline getirdiğimizde bu başarıyı yakalarız” şeklinde açıklamada bulundu.

KENDİLERİNE ROTA ÇİZİYORLAR

Darüşşafaka Cemiyeti’nde iletişim uzman yardımcısı olarak çalışan katılımcı Haydar Demirtopuz ise, programın kendisine kazandırdıkları hakkında şunları söyledi:

“Esas Sosyal’in İlk Fırsat Programı aracılığı ile Mehmet Nane ile buluştuk. Bundan sonraki kariyer adımlarımız için bize öğütledikleri oldukça etkileyiciydi. Değer yaratmaktan bahsetti. Her zaman adalet, vicdan ve hakkaniyete önem vermemizi söyledi. Bizlerin bundan sonraki adımlarımızda temeli iyi kurarak ilerlememiz gerektiğini belirtti. Bundan sonra atacağım adımları kendime güvenerek atacağım. Zaten Esas Sosyal’in kapsamında da Anadolu üniversitelerinden mezun olmuş gençlerin kendi yollarını çizmeleri var. Mehmet Nane’nin de bu programda bizlerle birlikte olarak fikirlerini belirtmesi oldukça etkileyiciydi. Çünkü yeni mezunuz ve rotamızı bilmiyoruz. Burada değer yaratmanın, attığımız adımların, adalet duygusunun, temeli sağlam olmayan bir binanın ileriye dönük yapacağı başka şeyler olmadığından bahsetmesi şu anın ne kadar değerli olduğunu anlatıyor.”

İLK FIRSAT PROGRAMI NEDİR?

Pegasus Hava Yolları’nın da kurumsal destekçileri arasında yer aldığı İlk Fırsat Programı, daha az bilinen ve işverenlerce daha az tercih edilen üniversitelerden yeni mezun olan gençlerin maaşlarını karşılayarak, Türkiye’nin önde gelen STK’larında 12 ay tam zamanlı olarak ilk iş deneyimlerini edinmelerini sağlıyor. Esas Sosyal’in ilk sosyal yatırımı olan program, ayrıca İlk Fırsat Akademisi ile gençlere kişisel ve mesleki gelişim olanakları da sunuyor.

0
11.07.2019 11:08

JP Morgan’a ait gemide ele geçirildi! Piyasa değeri 1.3 milyar dolar

The Wall Street Journal’ın haberine göre gemi JP Morgan Varlık Yönetimi’nin sahibi olduğu İsviçre merkezli MSC firması tarafından işletiliyordu. 

Konu hakkında bir açıklama yapan Savcı William McSwain 10 bin konteynır taşıma kapasiteli 90 milyon dolar değerindeki gemiye el konulabileceğini kaydetti.

McSwain, bu kadar büyük bir gemiye el koymanın görülmemiş bir işlem olacağını ancak yaşanan olayın da daha önce ‘görülmemiş’ bir hadise olduğunu vurguladı ve ekledi: “Bir araç bu kadar aşırı miktarda ölümcül uyuşturucuyu Philadelphia sularına getirmişse şehrimizi ve ülkemizi korumak adına bu işe bulaşan tüm tarafların en ağır cezaları almaları için elimizden geleni yaparız.”

Şili’den yola çıkan gemi Peru, Panama ve Bahama adaları rotasını izleyerek Amerika’ya ulaşmıştı. MSC Gayane buradan da Avrupa’ya doğru yola çıkacaktı. Liberya bandıralı geminin sekiz kişiden oluşan Sırbistan ve Samoa pasaportlu mürettebatı tutuklandı. Geminin yardımcı kaptanı ve mürettebattan bir diğer kişi kokaini MSC Gayane’e sokmak ile suçlanıyor.

MSC şirketinden bir sözcü tarafından yapılan açıklamada Amerikan makamları ön alıcı çalışmalarından dolayı kutlandı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Otoritelerle uzun süreli güçlü işbirliğimize dayanarak yetkililere sürekli destek teklifimizi ilettik. MSC Kanunların gerektirdiği şekilde otoritelere yardım etmekte ve işbirliğinde bulunmaktadır. Şirketimiz herhangi bir soruşturmanın hedefi konumunda değildir.”

Amerikan makamları Mart ayında da kapasite bakımından dünyanın en büyük ikinci konteynır gemi operatörü olan MSC tarafından işletilen Desiree isimli gemide yaklaşık yarım ton kokain ele geçirmişti. Yetkililer Şubat ayında ise yine bir başka MSC gemisi Carlotta’da 1.6 ton kokain bulmuştu. Bu iki olaydan sonra ABD Gümrük Ajansı MSC’yi düşük risk kategorisinden çıkarmış ve taşıdığı kargoların daha sıkı denetlenmesi kararını almıştı.

Olay hakkında Business Insider tarafından yapılan habere göre ise JP Morgan konu hakkında açıklama yapmaktan kaçındı.

0
11.07.2019 10:07

Mide rahatsızlıklarınızın sebebi bu bakteri olabilir

Gastroentoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Demirtürk Helikobakter pilori bakterisinin midedeki asit ortamına dirençli, Gram(-) bakteri türü olduğunu ve gastrit, ülser, mide lenfoması, mide kanseri gibi rahatsızlıklarda rol oynayabileceğini ifade etti.

Emsey Hospital Gastroentereloji Uzmanı Prof.Dr.Levent Demirtürk, “Helikobakter pilori bakterisi sosyoekonomik düzeyi düşük, gelişmekte olan toplumlarda görülme sıklığı yüzde 85’in üzerinde, endüstriyel toplumlarda görülme sıklığı ise yüzde 40’ın altında, ülkemizde de bölgelere göre farklılıklar göstermek üzere yüzde 55-80 arasındaki sıklıkta görülmektedir. Erken çocukluk döneminde bulaşabilen ve tedavi edilmediğinde ömür boyu kalıcı olabilen bir bakteri türüdür” dedi.

BULAŞMA RİSKİ YÜKSEK

Demirtürk, enfeksiyonun hangi yolla bulaştığının tam anlaşılamadığını, Dışkıdan-ağıza, mide içeriğinden-ağıza, ağızdan-ağıza bulaşabileceği gibi, cinsel yolla bulaşabildiğini, özellikle yakın aile topluluklarında, toplu yaşanılan kurumlarda bulunanlarda bu bakterinin daha sık görülmesi nedenleri ile gıdalar aracılığı ile de bulaşmanın olabileceğini vurguladı.

İnsanlar düşük sayıda Hp ile enfekte olabildiğinden gıdalarda az sayıda bulunan Hp bakterisi ile insanların enfekte olma riskinin olabileceği de belirtiliyor. Bakteri ette 4 derecede 7 gün, -18 derecede 3 gün, sucuk fermantasyonu sürecinde ise 22 derece 7 gün yaşayabiliyor. Sebze meyvelerde 3 ile 5 gün arasında yaşıyor.  Ürünlerin vakumlanmış olması ise bu süreci etkilemiyor. Helikobakter pilorinin gelişebildiği ideal sıcaklık  30-37 derece olup, 42 derecede gelişimi değişkenlik gösteriyor. Bakteri için en uygun pH ortamı ise 4.5-7.3 arasındadır. Ancak Hp bakterisinin besinlerle bulaşıp bulaşmadığı ise bilinmiyor, bu yönde araştırmalar devam ediyor.

BİR ÇOK HASTALIĞA SEBEP OLABİLİR

Hp bakterisinin neden olabileceği rahatsızlıkların önceden belirlenemeyeceğini belirten Prof.Dr. Demirtürk  Hp hiçbir problem oluşturamayabileceği gibi gastrit, ülser, mide lenfoması, mide kanseri gelişiminde rol oynayabileceğini ifade etti. Bu bakterinin saptandığı kişilerin yüzde 2-20 ‘sinde ülser’e neden olabileceğini ve sindirim sisteminde neden olabildiği hastalıklar dışında ,koroner kalp hastalığı, cilt hastalıklarından gül hastalığı, nedeni saptanamayan allerji, otoimmun tiroit hastalığı, demir eksikliğine bağlı kansızlık, pıhtılaşmada rol oynayan hücrelerin azalmasına bağlı ciltte döküntülere neden olan hastalıklara da sebebiyet verebileceği hususunda görüşler olduğunu söyledi.

NEDEN HERKESTE HASTALIK OLUŞTURMUYOR?

Prof. Dr. Demirtürk bakterinin toplumda yaygın olmasına rağmen herkeste hastalığa neden olmamasının bu mikrobu taşıyan kişinin  durumuna  (genetik faktörlerine, içinde bulunduğu ve etkilendiği çevresel faktörlere, beslenme tarzına) ve bakterinin zarar verici genetik özellikleri taşıyan türleri ile enfekte olunup olunmamasına (Cag A,Vac A ) bağlı olabileceğini dile getirdi.

KİMLER RİSK ALTINDA?

Helikobakter pilorinin kimlerde araştırılması gerektiği, kimlerin tedavi edilmesi gerektiği hususlarında farklı yaklaşımlar görüldüğünü söyleyen Prof.Dr.Levent DEMİRTÜRK özellikle mide kanserinin sık görüldüğü coğrafi bölgelerde 12  yaşından sonra bakterinin araştırılıp  varsa tedavisinin yapılması görüşü ,  hazım şikayeti olanlarda Hp bakterisinin araştırılmasının ve tesbit edilenlerde tedavisinin uygun olacağını ifade eden görüşün veya sadece endoskopide ülser, mide lenfoması, kanser öncüsü lezyonu saptananlarda, erken kanser bulguları endoskopik yöntemle tedavi edilmiş olanlarda, ailesinde mide kanseri olanlarda Hp bakterisinin araştırılmasını ve tesbit edilenlerde tedavisinin yapılabileceğini belirten görüşün de  olduğunu  ifade ederek özellikle ailesinde mide kanseri öyküsü ve endoskopide kanser öncüsü lezyonu olanlarda tedavi sonrasında da kontrollerin yapılması konusunda uyardı.

TEDAVİ SONRASI HASTALIK NÜKS EDEBİLİR

Demirtürk “Hp enfeksiyonu rastgele bir iki antibiyotik verilerek tedavi edilemez. Tedavide kullanılan ilaçlara yıllar içinde direnç gelişmesi nedenleri ile direncin daha ön planda olduğu yörelere göre farklılıklar göstermek üzere coğrafi bölgelere özgün kombinasyonlar da kullanılabilmektedir. Tedaviden  sonra bakteri nüks edebilir. Yıllık nüks oranı gelişmiş ülkelerde yüzde 1 civarındayken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran yüzde 25’lere çıkıyor. Ayrıca enfeksiyona karşı bir aşı bulunmuyor” dedi.

0
12.07.2019 09:25

Üniversiteye gidecekler için burs verecekler

Konuya ilişkin açıklamada bulunan İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı, Aday İlişkileri Müdürü Tuba Uçar, “Öğrencilerimizi üç farklı burs seçeneklerimiz ile üst düzey kalitede eğitimle buluşturuyoruz. Üniversitemizin Tercih, Yöre ve Rumeli Destek bursları olmak üzere üç çeşit burs seçeneği yer alıyor. Tercih bursumuz ile lisans ve ön lisans bölümlerini ilk beş tercihinde yazan ve bu tercihine yerleşen tüm öğrencilerimize yüzde 30 oranında burs olanağı sağlıyoruz” dedi.

Bir diğer bursumuz olan yöre bursumuz ise İstanbul’dan Arnavutköy, Avcılar, Başakşehir, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Çatalca, Esenyurt Silivri ilçeleri, Tekirdağ ve tüm ilçeleri, Kırklareli ve tüm ilçeleri, Edirne ve tüm ilçelerini kapsıyor. Lisans ve ön lisans programları için, ilk üç tercihte yerleşen tüm öğrencilerimize yüzde 45 oranında yöre bursu vererek öğrencilerimize akademik eğitim imkânı sunuyoruz. Yöre Bursu kapsamı dışında kalan bölgelerde de, üniversitemizin tam ücretli ve yüzde 25 burslu önlisans ve lisans programlarını ilk 3 tercihte yazarak yerleşen öğrencilerimizin faydalanabilmeleri için Rumeli Destek Bursu adı altında çeşitli burs seçenekleri bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

Tuba Uçar ayrıca, “Tercihlerini yaparken öğrenciler, bu burs detaylarını incelemek ve bilgi almak için Trakya ve İstanbul genelinde açılacak olan Tercih Danışma Merkezlerimize, call center üzerinden Üniversite yetkililerine ya da web sitemizden detaylı bilgiye ulaşabilecekler” dedi.

0
11.07.2019 15:14

Üniversite adayı öğrenciler için Yeditepe Üniversitesi ‘Tanıtım Günleri’ başlıyor

Yeditepe Üniversitesi tarafından yapılan açıklamaya göre,  kampüsü ziyaret edecek adaylar, üniversitenin binden fazla akademisyeni, idari kadrosu ve öğrencileri ile tanışarak akademik eğitim, burslar, kampüs olanakları, laboratuvar altyapısı, Erasmus – Exchange anlaşmaları, öğrenci kulüpleri gibi pek çok önemli konuyu yerinde inceleme şansına sahip olacak.

Ayrıca üniversite adayları, Yeditepe Üniversitesi tarafından geliştirilen “Geleceği Planla” tercih robotunu kullanarak vakıf ve devlet üniversitelerinin son 3 yılını kapsayan “kontenjan, başarı sırası, puan, akademisyen sayısı, ders programları ve ücretlerini” inceleyerek kendi tercih listelerini oluşturabilecek.

Tanıtım Günleri, bu yıl, 18-29 Temmuz tarihleri arasında, hafta sonu dahil 09.00 – 18.00 saatleri arasında üniversitenin 26 Ağustos Yerleşimi’ndeki Sosyal Tesisler binasında gerçekleştirilecek. Tanıtım günleri kapsamında İstanbul’a gelemeyen öğrenciler için de Ankara bürosunda aynı tarihlerde eski ÖSYM Başkan Yardımcısı ve Yeditepe Üniversitesi Rektör Danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Sibel Uzer koordinatörlüğünde, Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü işbirliğiyle ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik uzmanları tarafından adayların soruları yanıtlanacak.

0
12.07.2019 01:39

Öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

Bebeklerin doğduklarında ağlamasının nedeni popolarındaki acı değil ciğerlerindeki acıymış ilk nefes aldıklarında oksijen ciğerlerini yakıyormuş (zamanında duyduğumda vay be dedirtmişti). eee eğitim şart tabi..

1
11.07.2019 21:57

The Bard's song

Blind Guardian efsane şarkılarından birisidir.

Şarkı sözleri;

Now you all know
The bards and their songs
When hours have gone by
I'll close my eyes
In a world far away
We may meet again
But now hear my song
About the dawn of the night
Let's sing the bards' song

Tomorrow will take us away
Far from home
No one will ever know our names
But the bards' songs will remain
Tomorrow will take it away
The fear of today
It will be gone
Due to our magic songs

There's only one song
Left in my mind
Tales of a brave man
Who lived far from here
Now the bard songs are over
And it's time to leave

No one should ask you for the name
Of the one
Who tells the story

Türkçe çevirisi;

Bilirsiniz şimdi hepiniz
Ozanlar ve şarkıları
Saatler geçtiğinde
Kapayacağım gözlerimi
Uzaklardaki bir dünyada
Buluşuruz belki tekrar
Lakin duy şarkımı şimdi
Gecenin gelişine dair
Heyhat söyleyelim ozanların şarkısını

Yarın alacak bizi uzaklara
Evden de uzaklara
Bilmeyecek isimlerimizi kimseler
Lakin kalacak ozanların şarkıları
Yarın alacak bizi uzaklara
Günün şerri
Gitmiş olacak
Şarkılarımızla

Yalnız tek bir şarkı
Aklımda kalmış olan
Cesur bir adamın hikayeleri
Uzaklarda yaşamış
Ve biter ozanların şarkıları
Zaman ayrılma zamanıdır
Sormayacak kimseler sana
Adını hikayeyi anlatanın

Yarın alacak bizi uzaklara
Evden de uzaklara
Bilmeyecek isimlerimizi kimseler
Lakin kalacak ozanların şarkıları
Yarın herşeyi gösterecek
Ve yalnız değilsin
Korkma heyhat
Soğukta ve karanlıkta
Zira ozanların şarkıları kalacak
Hepsi kalacak

Rüyalarımda ve hayallerimde
Aklımda her zaman onlar
Hobbitlerin, cücelerin, insanların
Ve de elflerin bu şarkıları
Kapa gözlerini
Görebilirsin onları sen de

0
11.07.2019 21:53

Acının fotoğrafı

Yıl 1945... Nagasaki'ye atom bombası atılmasının ardından, kardeşinin cesedini ölülerin yakıldığı alana getiren bir Japon çocuk saygı duruşunda.

Bu resmi çeken Joe O'Donnel aslında bölgeye Amerikalılar tarafından gönderilen bir casustu. Görevi, Nagasaki ve çevresinde yüzlerce fotoğraf çekip bunları Amerikan genel kurmayına yollamaktı. Böylece yetkililer bombanın gücü hakkında daha iyi fikir sahibi olacaklardı.

Resimdeki çocuk hakkında konuştuğu şahitlerden biri, çocuğun durumunu şöyle anlatmıştı: "Ateşe doğru gelen 10 yaşlarında bir erkek çocuk gördüm. Sırtında bir bebek taşıyordu. O günlerde Japonya'da çocuklar küçük kardeşlerini sırtlarına alıp oyunlar oynardı. Önce böyle olduğunu zannettim. Fakat bu çocuğun havası tamamen farklıydı.

Buraya çok ciddi bir sebeple geldiği belli oluyordu. Ayakları çıplaktı ve yüzüne sert bir ifade yerleşmişti. Arkasındaki bebeğin kafası geriye düşmüştü, uyuyor gibiydi. Çocuk yaklaşık beş dakika kadar hiç kımıldamadan saygı duruşunda bulundu.

Daha sonra, ölüleri yakan maskeli görevlilerden biri çocuğun yanına gitti ve bebeği bağlayan kayışları çözdü. İşte o zaman bebeğin ölü olduğunu anladım. Görevli, ölü bebeği aldı ve ateşin üstüne yerleştirdi. Çocuk ise kaskatı bir şekilde dakikalarca ayakta, durumu seyretti.

Alt dudağını o kadar şiddetli ısırıyordu ki sonunda kan akmaya başladı. Kardeşinin cesedi alevlerin içinde tamamen kaybolduktan sonra, arkasını döndü ve sessizce oradan uzaklaştı."

2
11.07.2019 21:15

Yeşil Yol filminin gerçek hikayesi

George Stinney Jr., ABD'de 20. yüzyılda ölüme mahkum edilen en genç insandı. Elektrikli sandalye ile infaz edildiğinde sadece 14 yaşındaydı.

Stinney, 11 yaşındaki Betty ve 7 yaşındaki Mary olmak üzere iki beyaz kızı öldürmekle suçlandı ve mahkemeye çıkarıldı...

Kendisini savunacak bir avukatı yoktu... Mahkemedeki jürinin tümü beyazdı. Duruşma sadece 2 saat sürdü ve 10 dakika içinde karar verildi: Ölüm...

İnfazdan önce George Stinney, ailesini görmeden 81 gün geçirdi. Şehrinden 80 km uzaktaki bir cezaevinde, tek kişilik hücrede tutuluyordu.

İnfaz edildiği güne kadar elinden İncil'i hiç bırakmadı ve masum olduğunu söyleyerek beraat etme umuduyla günlerini geçirdi...

Derken bir sabah hücresinin demir kapısı son kez açıldı... Küçük çocuğu alıp karanlık bir odaya götürdüler... Demir bir sandalyeye oturtup kafasına elektrotlar bulunan bir kask geçirdiler...

Ardından bir cellat şalteri indirdi... 5 bin 380 voltluk elektrik akımı kafasından girip ayak parmaklarından çıktı... George Stinney Jr.'nin kısa hayatı elektrikli sandalyede son bulmuştu...

Bu acıklı olayın ardından tam 70 yıl geçti... Güney Carolina'da bir yargıç, George Stinney'in masum olduğunu çok geç de olsa kanıtladı... Aslında kanıt çok basitti. İki kız, kafalarına 19 kiloluk bir cisimle defalarca vurularak öldürülmüşlerdi...

Oysa cılız ve çelimsiz bir çocuk olan Stinney'in o cismi kaldırıp hızla vurabilecek kadar gücü, canı yoktu... Bu mümkün değildi... Siyah olduğu için en baştan suçlu görülmüştü... Kim bilir belki de gerçek suçluyu saklamak isteyen birileri onu ortaya sürmüştü...

Stephen King, 1996 yılında Yeşil Yol (Green Mile) adlı romanını yazarken Stinney'in bu acıklı öyküsünden esinlenmişti... Ardından çekilen film de tüm dünyada büyük yankı uyandırdı.

0
11.07.2019 20:10

Yüzyılın kiremiti

#Teknoloji

CW Enerji, “Yüzyılın kiremitleri” diye tabir ettikleri, “çatıya uygun, sızdırmaz güneş paneli” üretti. “Yüzyılın kiremidi” olarak üretilen çatıya uygun sızdırmaz kiremitler direkt güneş ile muhatap oluyor. Kiremitler özel kauçuklu, çatıya uygun, su-hava-nem-sıcaklık geçirmeyen, tüm hava koşullarına dayanıklı ve izolasyonu sağlıyor.

10 kWp altı güneş enerjisi santrallerine yönelik çıkan yönetmelik kapsamında her kullanıcı evinin çatısına güneş paneli kurabilecek. Üretilen elektriğin yüzde 20’sini kendi evinin enerjisi için kullandığı farz edilirse, kalan yüzde 80’lik kısmı satabilecek. Böylece yüzyılın kiremidi ile çatınızı kapladığınız takdirde hem izolasyon maliyetinden kurtulacak, hem de yatırım maliyetini kısa sürede karşıladığınız gibi üretilen elektrik enerjisinden gelir elde edebileceksiniz.

0
11.07.2019 18:14

Başakşehirli gençler, Enez Gençlik Kampı’nda doyasıya eğleniyor

Başakşehir’de ikamet eden öğrenciler gruplar halinde Enez Gençlik Kampı’na katılıyor. Başladığı günden itibaren yaklaşık 7 bin öğrencinin katılımıyla ücretsiz olarak gerçekleştirilen gençlik kampı için Edirne’nin Enez ilçesine gelen öğrenciler doyasıya eğleniyor.

SPORTİF VE KÜLTÜREL ETKİNLİKLER BİR ARADA

Sportif, kültürel ve eğlenceli aktivitelerin yer alacağı eğitim programlarının uygulanacağı kampta, yemek ve ulaşım hizmetleri Başakşehir Belediyesi tarafından karşılanıyor. Akademi mezunu ve alanında uzman antrenörler gözetiminde gerçekleştirilen kampta havuz, futbol sahası, toplantı salonu, mescid, yemekhane ve dinlenme alanları bulunuyor.

KAMPA KATILAN ÖĞRENCİLER MUTLU

Efe Yılmaz, “Kampımız çok güzel geçiyor. Belediye başkanımıza gençlere böyle fırsat tanıdığı için ayrıca teşekkür ederim” dedi.

Arkadaşlarına tavsiyelerde bulunan Niyazi Avcılar, tüm arkadaşlarını kampa katılmalarını ve eğlenmelerini söyledi. Avcılar, “Kampımız çok eğlenceli geçiyor. Yapanlardan Allah razı olsun. Denize giriyoruz. Çok sportif aktiviteler oluyor” dedi.

Umut Öner, “Kampta daha çok fiziksel aktiviteler görüyoruz telefondan daha uzak. Gelişimimiz içinde daha iyi oluyor. Hocalarımız bize daha iyi eğitim veriyor. Bilmediğimiz sporları öğreniyoruz” diye konuştu.

“HER ÖĞRENCİ GAYET MUTLU AYRILIYOR”

Enez Kampı Eğitim Koordinatörü Onur Obalı, “Kampımızda ilk gün biraz daha normal geçiyor. Pazartesi gelen öğrencilerimiz Cuma günü kamptan ayrılıyorlar. Öğrencilerin genel olarak görüşleri çok olumlu hatta tekrar gelmek istiyorlar. Buraya gelen her öğrenci gayet mutlu ve memnun şekilde buradan ayrılıyor” şeklinde konuştu.

“ENEZ GENÇLİK KAMPI’NI AİLELERİN ÇOK ÖNEMSİYOR”

Enez Gençlik Kampı’nın gençler için çok önemli hizmetlerden bir tanesi olduğunu dile getiren Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu, “Buradaki bütün hizmetleri onlara biz sunuyoruz. Amaç ve hedef burada gençlerle ilgili yaz dönemlerini verimli geçirebilecekleri alan oluşturmaktı ve çok güzel oldu. Çocukların eğitim ve kültür faaliyetleri aynı zamanda da sosyal faaliyetleri burada gerçekleştiriliyor. Kampımızın güzel oluşunu çocukların ifade etmesi çok güzel. İnşallah yeni gençleri de getireceğiz. Yaklaşık 700 öğrencimiz kampımızı kullandı. Bundan sonra da kampımız devam edecek ve yeni gençlerle bu sayıyı daha da arttıracağız. Enez Gençlik Kampı’nı ailelerin çok önemsediğini gördüm. Burada aynı zamanda değerler eğitimi şeklinde eğitimlerde veriliyor. Yani çocukların ailesiyle olan ilişkilerinin daha düzeyli sağlayacak veya çevresiyle olan ilişkisini daha düzeyli olmasını sağlayacak değerler eğitimi de veriliyor” ifadelerini kullandı.

0
11.07.2019 17:14

Mektebim Okulları’ndan 150 milyon liralık sermaye artırımı

Mektebim Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Sancak, sermaye artışına gitmeye ortaklarıyla birlikte karar verdiklerini, Mektebim’in yeni yıla sermayesini büyüterek çok daha güçlü başlayacağını dile getirdi. Sancak, “Mektebim’in sermaye yapısında ve yönetim kurulunda değişikliğe gittik. Her geçen gün güçlenen ve eğitim sektöründe önemli bir yere sahip olan Mektebim çalışmalarını emin adımlarla sürdürecek. Geçtiğimiz ay itibariyle eğitim sektöründe uzun yıllar görev yapan, bilgi ve tecrübesine inandığımız Sayın Servet Özkök ile anlaşarak Genel Müdürümüz olarak atamasını gerçekleştirdik. Mektebim Okulları yoluna niceliksel olarak değil niteliksel olarak büyüyerek ve kendini geliştirerek devam edecek” dedi.

“KURUMSAL BİR YAPI OLUŞTURDUK"

Kısa süre önce ortaklık yapısında önemli değişiklikler olan okulda kurumsallaşma çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Genel Müdür Servet Özkök ise, “ Mektebim kurumsallaşmasını başarılı bir şekilde sürüyor. Sektörün en deneyimli yöneticilerini bir araya getirdik. Kampüs müdürlerimizin yetkilerini artırarak yapımızı güçlendiriyoruz. Finansal olarak gerçekleştirilen 150 milyon liralık sermaye artışıyla geleceğe yatırım için daha güçlü bir hale geldik. Sermayemizi önce niteliği daha sonra da niceliği artırmak için kullanacak, eğitim sektörünün en iyi kadrosunu oluşturacağız” şeklinde konuştu.

“YENİLİKLERLE GÜÇLENECEK”

Bu yıl öğretmenlere önemli yatırımlar gerçekleştireceklerini belirten Özkök, “Mektebim olarak bu yıl itibariyle niteliksel büyümeye önem veriyoruz. Odak noktamızda çocuklarımız, öğrencilerimiz var. Onlara rol model olacak çok daha donanımlı, kişisel ve mesleki anlamda gelişime açık öğretmenlerle yolumuza devam edeceğiz. Öğretmenlerimizi için hazırladığımız ‘Sana Değer Öğretmenim’ projesi kapsamında önemli üniversitelerle iş birliği anlaşması imzaladık. Öğretmenlerimize bu üniversitelerde, eğitim ve yönetim alanlarında yüz yüze ve online yüksek lisans programları düzenliyoruz. Eğitim ve araştırma amaçlı yurt dışı inceleme gezileri gerçekleştirecek ve sertifika programlarına katılmalarını sağlayacağız. Sağlıklı bir nesil yetiştirebilmek için bedenen ve zihnen sağlıklı eğitimcilere ihtiyacımız var. Öğretmenlerimizin hayatlarını önemsiyoruz, sağlıklı olabilmeleri ve eğitim zamanlarını da sağlıklı geçirebilmeleri için tamamlayıcı sağlık sigortası ile onlara ve ailelerine destek olacağız. Mektebim güçlü, ne istediğini bilen, yenilikçi kimliği ve iyi uygulamalarıyla adından söz ettirecek. Dünyanın en itibarlı eğitim kurumları arasındaki yerini alması için çalışmalarımızı hızla sürdürüyoruz” diye açıklama yaptı.

0
11.07.2019 16:14

Aytemiz’e ‘Müşteri Değeri Liderliği’ Ödülü

Aytemiz tarafından yapılan açıklamaya göre, ‘Motorcu Dostu İstasyon’ projesi ile ABD merkezli piyasa araştırma ve danışmanlık şirketi Frost & Sullivan tarafından ‘2018 Müşteri Değeri Liderliği’ ödülü verildi.

Londra’da düzenlenen törende ödülü alan Kurumsal İletişim ve Pazarlama Direktörü Özge Kansu Gökçek “Motorcu Dostu İstasyon projemizi, motosiklet kullanıcılarının önce akaryakıt istasyonlarında, sonra da trafikteki algılarını yükseltmek amacıyla 2017 yılında 50 istasyonumuzda başlattık. Bugün ise 160 istasyonumuzda motosiklet kullanıcılarının hayatını kolaylaştıracak hizmetler sunuyoruz. Motorcu Dostu İstasyon projemizle Frost & Sullivan’ın Türkiye akaryakıt sektöründe yaptığı son analizlere dayanarak verdiği ‘Müşteri Değeri Liderliği’ ödülünün sahibi olmaktan gurur duyuyoruz. Motorcu Dostu İstasyon projemizi, motosiklet kullanıcılarının da desteği ile Türkiye genelindeki birçok istasyonumuza taşıyarak sektörde bir kez daha öncü olacağız. Motorcuların trafikteki algısını ve saygınlığını yükselteceğiz ve bu projenin devamında “trafikte empati” söylemiyle hayata geçirdiğimiz “Motorcu Dostu Trafik” kurumsal sosyal sorumluk projemiz çerçevesinde yaptığımız çalışmalarla onların yollardaki emniyetlerine de katkıda bulunacağız” dedi.

Motorcu Dostu İstasyonlarda, motosiklet kullanıcılarına özel park alanları ve bu alanın önünde kask, mont ve eldiven gibi eşyalarını bırakabilecekleri kişiye özel kilitli dolaplar ile istasyon marketlerinde motosiklet kullanıcılarının beklenti ve ihtiyaçlarına göre özel ürünlere yer veriliyor. Ayrıca yakıt alımı sırasında oluşabilecek kazaları önlemek amacı ile motosikletlilere özel hazırlanan pompa alanlarında, kaymaz bir zemin bulunuyor.

0
11.07.2019 16:12

AKP'li bakan ve vekiller yuhalandı!

#protesto

Bingöl’de kentsel dönüşüm projesi kapsamında üç yıl önce evleri yıkılan ancak geçen Ekim ayında yapılan temel atma törenine karşın inşaata başlanmayan Kültür Mahallesi'nde yurttaşlar eski bakan Cevdet Yılmaz'ın da içlerinde olduğu AKP’li heyeti protesto etti.

Kentsel dönüşüm mağdurlarıyla yapılan toplantıya eski bakan ve başbakan yardımcılarından ve halihazırda AKP Bingöl milletvekili olan Cevdet Yılmaz ile AKP Bingöl Milletvekilli Feyzi Berdibek de katıldı.

AKP’li heyet yurttaşların tepkilerini dile getirdikleri toplantıyı yuh sesleri ve protestolar eşliğinde terk etti.

Yurttaşlar AKP’lilere “Seçimlerde bizi kandırdınız”, “Eski evimizde oturuyorduk, kim sizden yeni ev istedi” diyerek tepki gösterdi.

Kentsel dönüşüm mağdurları daha sonra Kültür Kavşağı’nda oturma eylemi yaparak yolu trafiğe kapattılar. Polis eyleme müdahale ederek grubu dağıttı.

0
11.07.2019 15:39

Öğleden sonra bunalımları

İnsanların verimli ve verimsiz olduğu saatler olduğunu düşünüyorum. Bu verimsizlik özellikle de beyaz yakalı, ofiste çalışan, (asla) değişmeyen çalışma saatleri olan ve ofis ortamı pek de iç acıcı olmayan insanlar için artıyor da artıyor. Ben 14.00-17.00 arası müthiş verimsizleşen, zihnini, cümlelerini toparlayamayan biri haline dönüşüyorum. (Bu metinden de anlaşılacağı üzere)
İnsan bedenine ve zihnine uygun olmayan ezber düzenler yıkılsın. (Bunalım)

5
11.07.2019 15:25

Tek Çocuk Sendromu

Yıllardır kardeşi olmayan ve ailesinin biriciği, tek tanesi, premsi, premsesi olan arkadaşlarımla ilgili teoriler üretir dururum. Hiç yanılgıya düşmedim. Daha doğrusu onlar beni hiç yanıltmadılar. Yine de bir uzmanı ile bu teorileri paylaşmak istiyorum. Bilen varsa gelsin lütfen.
Gördüğüm birkaç temel noktadan bahsetmek istiyorum.
Paylaşma kültürü: Paylaşma kültürleri oldukça düşüktür. Aralarında konuya daha hakim olanlar da var tabii, anneleri ve babalarına teşekkür ediyoruz. Ama bu insanlar genellikle ancak kendisinin tercih etmediği, ihtiyaç duymadığı, öncelik kabul etmediği şeyleri paylaşabiliyorlar. Örneğin ikiniz de açsanız önce kendisi yemeli ve doymalı veya yemeği beğenmemeli ki seninle paylaşabilsin. Aile eğitimine bağlı olarak yemekleri dışında hiçbir şeylerini paylaşmayanlar da oldukça yüksek bir orana sahip. Duygu ve düşüncelerini, başarı ve başarısızlıklarını, güçlü ve zayıf noktalarını...Bunlar ancak dedikodu veya vıdı vıdı yapma malzemesi ise paylaşabiliyorlar.
Sohbet kültürü: Bilmedikleri konularda dahi sohbet üretmeye bayılıyorlar çünkü hep en çok konuşan olmak istiyorlar. Tek çocuk olup da 10 dakika boyunca sohbete müdahale etmeden, söz kesmeden dinleyebilen biri ile henüz tanışmadım.
Özgüven Problemi: Bu insanlar genellikle özgüven problemi yaşıyorlar fakat o problemlerini bastırmak için gösterdikleri çabayı izlemek çok acı verici. Özellikle kendi bedenleri ve dış görünüşleri ile takıntı derecesinde ilgililer veya tamamen ilgisizler. Ne kadar dil dökseniz de nafile. Duymaya bayıldıkları cümleler şöyle; "Bugün çok güzel olmuşsun, Harika görünüyorsun, Saçın başın gözün kaşın vs. ne kadar güzel, Çok başarılısın" gibi gibi (yazarken rahatsızlık çektim) samimi olup olmaması ile ilgilenmedikleri cümleler onların favorileri.
Üreyen ve üremeye devam edenler lütfen bu konuya bir dikkat edin, gözlem yapın. Sonra o prems ve premseslere de bizlere de hayat çok zor oluyor, inanın.

1
11.07.2019 15:14

Recep Akdağ: 15 Temmuz’da gençlerimiz büyük bir kahramanlık gösterdi

15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirilen darbe girişiminde yaşananlar, girişimin arka planı ve yapılması gerekenler, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde (İAÜ) düzenlenen ‘15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’ panelinde konuşuldu.

İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin (İAÜTAM) düzenlediği ve moderatörlüğünü İAÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi, 20 ve 22’nci Dönem Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Ömer Özyılmaz’ın üstlendiği panele konuşmacı olarak Sağlık Eski Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve 26’ncı Dönem Adana Milletvekili Prof. Dr. Mevlüt Karakaya katıldı.

“ACILARINI HALA ÇEKİYORUZ”

Panelin açılış konuşmasını yapan İAÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın, “15 Temmuz’un acılarını hala çekiyoruz. Eğer uyanık olmazsak bir müddet daha çekecekmişiz gibi gözüküyor. Ama bence artık 15 Temmuz’u değil de gelecek dönemlerdeki 15 Temmuz’ları hatırlayıp kendimizi ona göre hazırlamalıyız. Dün onun ismi 15 Temmuz’du, ondan önce adı 1919’du, ondan önce ise 1071’di. Bu devam edip gider. Bu coğrafyada hiçbir zaman bu aziz milletin rahat yaşamasına asla müsaade edilmedi ve edileceğine de asla inanmıyorum” dedi.

“15 TEMMUZ’DA GENÇLERİMİZ BİZİ UTANDIRDI”

Sağlık Eski Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ konuyla ilgili olarak “Kendi aramızda siz gençlerle ilgili zaman zaman ‘Acaba gençlik idealizmini kayıp mı etti? Bu gençler farklı bir takım yönelimlere mi sahip oldular?’ diye konuştuğumuz oldu. Tedirgin olduk, tereddüt ettik. Ama 15 Temmuz’da bütün milletle beraber özellikle siz gençler öyle büyük bir kahramanlık gösterdiniz, vatanınıza, bayrağınıza, toprağınıza öyle bir sahip çıktınız ki, bizi utandırdınız. 15 Temmuz’da 251 şehit verdik ve onların yaş ortalaması oldukça küçük. Büyük çoğunluğunu gençler oluşturuyor” diye konuştu.

“15 TEMMUZ BİR DARBEDEN DAHA KÖTÜYDÜ”

15 Temmuz’un darbeden çok daha ağır bir durum olduğunu dile getiren MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mevlüt Karakaya ise “Ben buna darbe demiyorum. Bu bir işgal girişimiydi, darbeden çok daha kötüydü. Hatta başka bir kavram bulamadığım için işgal diyorum. O gece, devleti ve milleti işgale kalkışmaydı. Bunlar doğrudan doğruya o gece devletin güvenlik kurumlarına, demokrasinin kurumlarına ve sivil insanlara saldırdılar. Bunun birçok yönüyle benzer örnekleri var ama özü itibariyle herhalde dünya tarihinde, çok özür diliyorum ama, böylesi bir alçaklığa da şahit olmadık” ifadelerini kullandı.

0