Iqbal Masih
u/Umit
Kara delik, astrofizikte, çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisimdir. Kara delik, uzayda belirli nicelikteki maddenin bir noktaya toplanması ile meydana gelen bir nesnedir de denilebilir.
Bilim insanları uyduları uzayın belirli bölgelerine yerleştirmek için hem daha düşük maliyetli, hem de daha verimli bir yol üzerinde çalışmalarını sürdürüyorlar.
Uyduları roketler aracılığıyla uzayda istenilen bölgelere fırlatmak son derece maliyetli ve zorlu bir süreçtir. Finlandiya Meteoroloji Enstitüsü'nden bir ekip, bu konu üzerine "Buhar Balonları" adlı bir çalışmaya başladılar. Henüz bu düşünce üzerine fiziksel temeller atılmasa da, yapılan bilgisayar simülasyonları ile birlikte Buhar Balonlarının maliyet açısından avantaj sağlayacağını, çevreyi roketlere nazaran daha az kirleteceğini ve istenilen bölgeye daha etkin gidebileceğini söyleyebiliriz.
Araştırmacılar, balonun içerisini sıcak bir buharla doldurmayı planlamaktadır. Balon yükselmeye başladıkça su buharının bir kısmı yoğunlaşacaktır. Yoğunlaşma ile birlikte soğutmayı yavaşlatan ve kalan buharın gaz halinde kalmasına yardımcı olan ısıyı açığa çıkaracaktır. Beklenilen yüksekliğe ulaşıldıktan sonra Buhar Balonları uzayda istenilen bölgeye konumlanacaktır. Balon buharlarının içerisindeki buhar miktarı bittiğinde tekrar kullanılmak üzere toplanılabilir.
Çok klişe ve asla altı doldurulmayan bir söz: "Eğitim şart!"
Evet şart hem de önce evde başlayan eğitim şart. Sonra okul hayatındaki...
Temel eğitimi eksik birçok kimse okuldaki eğitime de yanıt vermiyor zaten.
Ancak bu konuda ülkenin kaybı çok yüksek. Birkaç nesile birden eğitim şart ve bu ne yazık ki pek mümkün gözükmüyor.
At nalı yengeçlerinin özellikleri nelerdir?
At nalı yengeçleri adını fazla duymadığımız yengeç türlerinden bir tanesi olmasına karşın özellikle sağlık sektöründe en çok tanınan hayvanların başında gelmektedir. Bazı özelikleri sebebiyle insanlar için en çok faydalı hayvanlar arasında gösterilmektedir. Peki, at nalı yengeçlerinin hangi önemli özellikleri bu yengeçleri özel kılmaktadır. Yazımızda hem at nalı yengeçlerinin özellikleri hem de insan sağlığı açısından faydaları verilecektir.
At Nalı YengeciAt nalı yengeçlerinin özellikleri nelerdir?
-Bu hayvan bilim dünyasında “Limulus Polyphemus” olarak adlandırılmaktadır.
-Bu yengeçlerin yaklaşık olarak 450 milyon yıldır Dünya üzerinde bulunduğu tahmin edilmektedir. Ve bu yengeçlerin evveliyatının dinozorlardan daha öncesine dayandığı tespit edilmiştir.
-Sıcak ve soğuğa karşı oldukça dayanıklıdır.
-Amerika kıtasının Atlas okyanusunda bulunan sahillerinde ve Asya kıtasının güney kısmındaki denizlerde yaşamaktadırlar.
-At nalı yengeçleri aynı zamanda açlığa da son derece dayanıklı hayvanlardır. Aylarca aç halde yaşayabildikleri tespit edilmiştir.
-Bu yengeçlerin ortalama yaşam sürelerinin 40 yıla kadar varabildiği tahmin edilmektedir. (Fakat genel olarak yaşam sürelerinin 10-20 yıl aralığında olduğu yine bazı kaynaklarda geçmektedir)
-Bu yengeçler denizde genel olarak kendisinden küçük olan her şeyi yiyebilmektedir.
At nalı yengeci izi-Kabukları kavisli bir yapıya sahiptir. Ve yine kabuklarının at nalına benzemesinden dolayı at nalı yengeci olarak adlandırılmışlardır.
-At nalı yengeçlerinde bulunan göz sayısı 10 tanedir.
-Az değişmiş ender bir tür olarak tanımlanmaktadır.
-Kabuklu olan bu at nalı yengeçleri bazı bilim çevrelerince örümcek sınıfından olduğu ileri sürülmektedir.
-Özellikle Meksika körfezi ve civarında bulunan bu yengeç türünün nesli tehlike altındadır. Çünkü burada bilinçsizce avlanılmaktadır. Bu nedenle özellikle bu bölgedeki türü tehlike altındadır.
-Bu hayvanların bir diğer özelliği ise çiftleşme dönemidir. Bu hayvanların sadece dolunay zamanında ve geceleri çiftleştikleri bilinmektedir. Bu nedenle çiftleşmelerini görüntülemek veya görmek oldukça zor olmaktadır.
At nalı yengeçleri kan sağımıAt nalı yengeçlerinin kanlarının özelliği nedir?
-At nalı yengeçlerinin kanları da birçok yengeç türü gibi mavi renkleridir. Ve işte bu hayvanın en önemli tarafı ve en özel tarafı bu kanlarıdır. Çünkü bu kan sağlık açısından son derece önemli olan bir maddeyi ihtiva etmektedir.
-At nalı yengecinin kanı ilaç firmaları tarafından ve sağlık alanın bazı ilaçların mikroplardan arındırıldığının tespiti için kullanılmaktadır. Özellikle tıbbi amaçlı kullanılacak olan bir maddeye mikrop bulaşıp buluşmadığını anlamak için kullanılan LAL adı verilen madde bu yengeçlerin kanlarından yapılmaktadır.
-At nalı yengeçlerinin herhangi bir bağışıklık sistemi bulunmamakla birlikte kanlarında dışardan aldıkları bakterileri bir pıhtıyla çevreleyen bir yapı bulunmaktadır. İşte bu yapı tıp alanında kullanılmaktadır. Bu pıhtılaşmayı sağlayan yapı o kadar duyarlıdır ki neredeyse trilyonlarca parça arasından sadece 1 tanesinde bakteri olması halinde dahi pıhtılaşır. İşte bu pıhtılaşma duyarlılığı bu kanı eşsiz kılar.
-Bunun haricinde bazı kanser türlerinin teşhisinde de bu at nalı yengecinin kanındaki maddeden yararlanılmaktadır.
-At nalı yengeçlerinin kanlarında bakır kullanan hemosiyanin maddesi olduğundan kanlarının rengi mavidir. Yani oksijen için demir kullanan hemoglobin maddesi bulunmamaktadır.
-At nalı yengeçlerinden elde edilen kanın litre fiyatı 15-20 bin dolar aralığındadır.
At nalı yengeçleri-At nalı yengeçlerinin kanları insanlarda olduğu gibi alınabilmektedir. Bu işleme sağma veya hasat ismi verilmektedir. At nalı yengecine zarar vermemek için sadece bulunan kanın ¼’lük kısmı veya 1/3’lük kısmı alınmaktadır. Daha sonra ise tekrar denize geri gönderilmektedir. Fakat denize gönderilen bu yengeçlerden her 10 tanesinden 1 tanesinin bu sebepten dolayı öldüğü söylenmektedir. Ayrıca özellikle kanı alınıp bırakılan yengeçlerden bazılarının ise üreme yeteneğinin zayıfladığı yönünde bilgilen bulunmaktadır.
-At nalı yengeçleri kanlarının bu özelliği sayesinde birçok insanın hastalıklarının iyileşmesine katkıda bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı bu hayvanlar “En çok insan hayatı kurtaran hayvan” olarak tanımlanmaktadır.
"3 Ağustos Balıkesir'de meydana gelen korkunç kazada 5 kişi öldü, 15 kişi de yaralandı. Ve yaralılar arasında da ne yazık ki durumu kritik olanlar bulunmakta..
Uzun yıllar Mercedes-Benz'in otobüs departmanında çalışmış biri olarak, bu çok etkilendiğim olay hakkında birkaç şey yazma ihtiyacı hissettim. Gerçi yanan otobüs Mercedes değil, Temsa.. Ama fark etmez, genel olarak hemen hemen hepsi aynı yapıda...
Özellikle belirtmek istediğim şey, markası ne olursa olsun bu yolcu otobüslerinin tamamının tüm camları ve tavan havalandırmaları, birer 'ACİL ÇIKIŞ' tır. Sadece camın önündeki koltuğa sırt üstü yatıp, iki ayağınızın tabanı ile kuvvetli bir şekilde vurmanız, camın dışarı düşmesini ve sizin tahliyeniz için geniş bir kapı oluşmasını sağlayacaktır. Buna otobüsteki tüm camlar dahildir.
Nitekim bugünkü feci kazada da insanlar, panik halinde kapılara yöneldikleri için sıkışma ve neticesinde de yoğun dumandan zehirlenerek, ani ölümler oluşmuştur.
Otobüslerde markasına ve tipine göre 5.000 ila 10.000 metre civarında kablo bulunmaktadır ve otobüs yangınlarının neredeyse tamamının çıkış nedenini bu kabloların neden olduğu yangınlar oluşturmaktadır.
Türkiyede' yılda 500 ila 1.000 adet otobüs yangını meydana gelmektedir. Ama otobüs firmaları ile fabrikalar, bunların basına yansımasına engel olmaktadırlar..
Tekrar söylüyorum, "OTOBÜSLERDEKİ HER BİR CAM, BİRER ACİL ÇIKIŞ KAPISIDIR!"... HATIRINIZDA BULUNSUN..."
-Alıntı
Kanadalı bilim insanları tarafından yapılan bu çalışma, florürle IQ seviyesi arasında ilginç bir bağ olduğunu ortaya koydu. Bilim insanlarına göre hamilelik sırasında idrardaki florür miktarının bir miligram artması bile, çocuğun IQ seviyesinin düşmesine neden oluyor.
Kanadalı bilim insanları, bu araştırma için iki farklı yönteme başvurdular. Bu yöntemlerden bir tanesi idrar testiydi ve fazlasıyla bilimseldi. Ancak iki test türünde bilim insanları, çalışmaya dahil olan annelere bazı sorular yönelttiler ve annelerin bu soruları yanıtlaması istendi.
Bilim insanlarının yaptıkları çalışmanın genel sonucu, idrardaki florür miktarının litrede 1 miligram artması, çocukluk çağındaki IQ seviyesinde 4.5 puanlık bir düşüşe neden oluyordu. Ayrıca bu durum sadece erkek çocukları etkiliyor, kız çocuklarında herhangi bir bulguya rastlanmıyordu.
Soruları yanıtlayan annelerin cevaplarına göreyse florür miktarındaki 1 miligramlık artış, hem kız hem de erkek çocuklarda 3.7 puanlık IQ düşüşünün olduğunu ortaya çıkardı.
Bu iki farklı yöntemin verdiği sonuçlar bilim insanlarının dikkatlerinden kaçmadı. King's College London bünyesinde çalışmalarını sürdüren Stuart Ritchie, konuyla ilgili yaptığı açıklamalarda bu yöntemlerin tutarlı sonuçlar vermediğini ve bu yüzden çok da önemli olmadığını açıkladı.
Ritchie'nin açıklamalarına göre idrar testinin de makul sonuçlar vermesi gerekiyor. Ancak araştırma kapsamında yapılan idrar testlerinin sadece erkeklerde etki gösteriyor olması bu çalışmanın önemini yitirmesine neden oluyor.
Araştırmanın sonuçlarını inceleyen diğer bilim insanları da Ritchie'nin düşüncesine katılıyorlar. Örneğin Leeds Üniversitesi'nden Alastair Hay, IQ seviyesinin sadece florürle bağdaştırılmasının doğru bir yol olmadığını söylüyor. Hay'e göre araştırma, çocukların maruz kaldığı diğer maddeleri göz önünde bulundurmuyor ve bu da sonuçların doğruluğunu tartışılır bir hale getiriyor.
Bu tartışmalı sonuçlarıyla ilgili açıklamalarda bulunan bilim insanlarıysa araştırmanın tartışmalı doğasının farkında olduklarını ve makalenin hazırlanması kararının kolay olmadığını ifade ediyorlar.
Araştırmanın sonuçlarını inceleyen isimlerden bir tanesi olan Harvard Üniversitesi'nden David Bellinger, bu araştırmanın sonuçlarının tartışmalı olduğunu kabul ediyor ancak, florürün çocuklar için bir nörogelişimsel toksik olduğunun bu araştırmayla birlikte iyiden iyiye göz önünde bulundurulmasının gerektiğini söylüyor.
Kaynak: https://newatlas.com/maternal-fluoride-iq-i
Hayatı yorumlamak: Zor, daha zor, daha da zor!
Tek başına hayata tutunmak zordur. Anne olmak zordur. Spor yapmak ve yorulmak zordur. Yemek yapmak, buna zaman ayırmak, sonra iyi yemek yapabilmek zordur. Yıllarca okula gitmek ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi üniversiteye gitmek ve hatta iki bölüm, belki üzerine master veya doktora yapabilmek zordur. Baba olmak, zordur. Yeni bir dil öğrenmek, zordur. Rejim yapmak da zordur. Bambaşka, bilmediğimiz bir ülkeye seyahat etmek zordur, sonra orada yaşamak ve çalışmak, orada yepyeni bir hayat kurmak, bunlar zordur!
Zordur, hayatımız zordur… Geçinmeye çalışmak ve çalıştıkça daha da çok çalışmak durumunda kalmak hep zordur. Anne-baba olduğumuzda kendimiz için değil de, çok sevdiğimiz miniklerimiz için, çocuklarımızın geleceği için düşünmek, hatta uykusuz kalmak zordur! Zordur bir evliliği bitirip dönüp gitmek, hayata yeniden tutunmak, belki bir eşi ölüm ile kaybetmek, sonra yeniden, yeni bir güne hiçbir şey olmamış gibi uyanabilmek. Zordur.
İşte hayatımız böyledir. Güzel olan neye baksak “zor” gözükmektedir bize değil mi? Örneğin “Yedi, sekiz saat aralıksız koşar mısınız?” diye sorulsaydı, sadece bazılarımız “Evet, ben bunu zaten yapıyorum” derdik… Bazılarımız “Deli misin? Neden o kadar uzun koşayım?” derdik. Bazılarımız “O çok zor” der, bir kenara iterdik.
Tüm cümlelerimiz yorumdan ibaret. Buraya kadar okuduğunuz (benim de yazarken kendimce yorumlamaya çalıştığım!) tüm cümlelerimiz aslında kendimize ait veya bize öğretilmiş olan yorumlar… Kim bilebilir ki bir karıncanın yuvasına kocaman bir kabak çekirdeği kabuğu taşımasına göre benim koşacağım yedi saatlik yarışın daha zor olacağını? Kim bilebilir ki bir bebeğin anne karnındaki mucizevi değişimlerini idrak bile edebilmenin (değil yaşamanın!) benim “zor” diyerek bir kenara itiverdiğim bir hedeften daha kolay veya daha zor olduğunu? Kim gerçekten bilebilir ki karşıdan karşıya geçmeye çalışan seksen yaşındaki amcanın karşılaştığı zorluğun, benim bugün verdiğim savaşların yanında daha “hafif” kaldığını?
İşte bunların tümü bizlerin yorumlarına kalmıştır. Yani hayatımızda “zor” dediklerimizi, “zor” diye bir kenara bırakıverdiklerimizi biz yaratmaktayız. Biz onlara bu anlamı yapıştırmaktayız. Bizler onları zor yapmaktayız. Bizler onları zordan da zor hale getirmekteyiz. Bizler onları yapılamaz, uğraşılamaz, ulaşılamaz ve başarılması zor yapmaktayız. Yani hayatımızı ve yorumlarımızı tercih etmekteyiz.
Zoru seçenler ile seçmeyenler arasında ne fark vardır? Biri “zor” diyerek bir kenara atıvermiştir, sevmeden, düşünmeden, inanmadan ve uğraşmadan. Diğeri için ise “zor” yoktur… Aslında öyle bir anlam bile yoktur. Denerler ve tekrar denerler ve yeniden denerler. Ta ki sonuna kadar ve görürler ki aslında zor yoktur!
Bugün bu yazımda bana eşlik ediyorsanız, hayatınızda zor diyerek, zor diye nitelendirerek görmezden geldiklerinize, hep yapmak isteyip de bir türlü cesaret edemediklerinize daha yakından bakmanızı dilerim… O sizin zor dedikleriniz hala orada mı, o sizin zor dedikleriniz hala o kadar da zor mu?
Kanada doğumlu besteci, söz yazarı,yazar, şair, kent ozani ve entelektuel.
Kendisi gercekten en asil duygularin insanidir.
1944'te doğan Selçuk Alagöz, bir Anadolu pop-rock şarkıcısı, besteci ve aranjör. Daha çok kardeşleriyle yaptığı çalışmalarla tanınır; Rana, Ali ve Nilüfer. 80’lerde neredeyse 80 farklı dilde şarkı söyledikleri konserler verdiler. 1967'de, o ve Rana Alagöz Altın Mikrofon Yarışması'nda üçüncü oldu ve uzun kariyeri boyunca 4 Altın Kayıt ve daha birçok sayısız ödül kazandı. Selçuk Alagöz, bugüne kadar 23 single ve 7 albüm çıkardı. Polydor etiketiyle 1975'te yayınlanan Malabadi Köprüsü, Alagöz’ün en popüler şarkısı ve 80’lerde büyük bir hit oldu.
