Popüler

Bugün en çok okunan başlıklar
21.08.2019 20:46

Esenyurt

Afrikalı'sından Finli'sine çeşitli ırklardan insanlar barındıran ilçemiz.
Şu anda giriş çıkışlarda aktif bir denetim daha var. Dikkatli olmakta fayda vardır.

0
21.08.2019 20:35

Boşalan kadın ahlaksızdır

Kadın sünnetinin bahaneleri arasındaymış. Meğerse gencecik kızlar boşalamasın, sevişirken zevk alamasın bu sayede ahlaklarını koruyabilsin diye sünnet ediliyorlarmış.
Boşalan erkekler de götüne buzlu badem sokacakmış ileride, onların pipisini de kökünden kesin lan o zaman. Cahillik sen nelere kadirsin.

0
21.08.2019 19:38

Morena Baccarin

Deadpool serisinde birçok defa gördüğümüz, brezilya kökenli seksi kadın.
ateistim ama allaam neler yaratıyorsun.

morena baccarin

1

Ben ne demiştim? Bırakın Van'ı Diyarbakır'ı bunlar İstanbul, İzmir, Ankara'ya kayyum atansa bile öteki seçim mutlaka kazanacağız diyerek kitleleri durdurabildikleri kadar durdurmaya çalışacaklardır. Çünkü kapitalistlerin CHP'ye verdiği misyon iktidar olma değil kitleleri birlikte kolayca yönetiği, dizginlediği Siyasal İslamcı Erk'e paspas yaparak kendi mesruluğunu sağlamaya hizmet ettirmedir.

Bunlara oy vermek size hiçbir şey kazandırmadı, kazandırmaz. Hep söyledik ama dinletemedik. Umarım İstanbul'a da bir kayyum atanır ve kitleler bunların pasifliğini ve ise yaramazlığını iyiden iyiye görürler.

0
21.08.2019 19:07

Pernkopf atlası

Nazilerin öldürdüğü kişiler üzerinde yapılan çalışmalar sonrası yazılan tartışmalı anatomi kitabı

Doktor Susan Mackinnon, ne zaman bir ameliyatı bitirmek için yardıma ihtiyacı olsa ki, bu sık oluyor, 20. yüzyılın ortalarına ait bir anatomi kitabının kılavuzluğuna başvuruyor.
Washington Üniversitesi'nde çalışan Doktor Mackinnon, insan anotomisini kademe kademe ortaya koyan bu kitaptaki detaylı çizimler yardımıyla ameliyatları tamamlıyor.
Onun yardımına başvurduğu kitap, "Pernkopf'un Topografik İnsan Anatomisi" ismini taşıyor. Birçokları, bu kitapı, anatomik çizim konusundaki en iyi örnek olarak gösteriyor.
Deri altı, kaslar, tendonlar, sinirler, organlar ve kemikler, kitapta çok canlı bir şekilde detaylandırılmış durumda.
Ancak adı Pernkopf Atlası olarak yayılan bu kitap artık basılmıyor. Set halinde ulaşılabilen ikinci el baskıları da binlerce dolara satılıyor.

Bu denli pahalı bir tıbbi kitap olmasına karşın ise, Pernkopf Atlası'nı kliniklerinde veya evlerinin kütüphanesinde sergilemek isteyecek az sayıda uzman bulunuyor.
Bunun sebebi, kitaptaki detayların, Naziler tarafından öldürülen kişilerin üzerinde yapılan çalışmalarla elde edilmiş olması.

'İyiliğin hizmetinde kullanılabilir'

Binlerce sayfaya yayılan anatomik detaylar, kurbanların kesilip, parçalara ayrılması ile kitaba dönüştürüldü.
Kitabın tıbbi olarak kullanımı konusunda bilim insanları ahlaki bir ikilem yaşıyor.
Doktor Mackinnon ise kitabın kullanımının bir cerrah olarak "ahlaki" bir sorumluluk olduğunu ve olmadan işini tam yapamayacağını savunuyor.
Soykırımdan kurtulmuş bir sağlık hukuğu profesörü olan Haham Joseph Polak ise, kitabın ahlaki bir muamma olduğu görüşünü dile getiriyor.
Ona göre kitap, "gerçek bir kötülükten doğmuş olsa da iyiliğin hizmetinde kullanılabilir.
British Library'de Pernkopf Atlası'nın birkaç versiyonu bulunuyor.

Fakültedeki tüm Yahudi akademisyenleri işten çıkardı

Kitap, Nazi ideolojisine bağlı bir doktor olan Eduard Pernkopf tarafından 20 yılda yazıldı.
Meslektaşları, Avusturya'da tıp okuyan Pernkopf'un, ateşli bir Nasyonel Sosyalist olduğunu ve 1938 yılından itibaren Nazi üniformasını her gün üzerinde taşıdığını anlatıyor.
Pernkopf, Viyana Tıp Fakültesi'nin dekanlığına atandığında, fakültedeki tüm Yahudi akademisyenleri kovdu. Üstelik işten atılanlar arasında, Nobel ödüllü 3 bilim insanı da vardı.
1939 yılında Nazi yönetimi, idam edilen tüm mahkumların cesetlerinin, anatomik çalışmalar için en yakındaki tesislere intikal ettirilmesi talimatı veren bir yasa çıkardı.
Bu dönem içerisinde Pernkopf, günde 18 saat çalışarak, bedenleri parçalara ayırdı. Bu işlem sırasında bir grup çizer, kitaptaki görselleri oluşturuyordu.
Kayıtlar bazı aralıklarda, kurumdaki ceset fazlalığı nedeniyle idamların ertelendiğini gösteriyor.
Harvard Tıp Fakültesi'nden Doktor Sabine Hildebrandt, kitaptaki 800 bedene ait çizimlerin en az yarısını siyasi mahkumlar oluşturuyor.

Kitap 5 dile çevrildi

Öldürülenler arasında eşcinseller, siyasi muhalifler, Çingeneler ve Yahudiler bulunuyor.
Pernkopf Atlası'nın tüm dünyada binlerce kopyası satıldı. Kitap, 5 dile çevrildi.
Kitabın önsözünde ve tanıtımında, "karanlık" geçmişinden değil, "olağanüstü çizimlerin.... birer sanat eseri olduğundan" bahsediliyor.
Pernkopf'un kitabının sorgulanmaya başlaması ise ancak 1990'lı yıllarda başlıyor.
Kitabın gerçek kaynağının belirlenmesi ile de 1994 yılında basımına son veriliyor.
Kraliyet Cerrahlar Koleji, bazı kütüphaneler dışında kitabın İngiltere'de kullanımda olmadığını açıklıyor.

'Kitabı ofisimde kilitli dolapta tutmaya başladım'

Ancak sinir cerrahisi alanında çalışan doktorlar arasında yapılan bir araştırma, yüzde 59'un Pernkopf Atlası'ndan haberdar olduğunu, yüzde 13'ünün ise kitabı kaynak olarak kullandığını ortaya koydu.
Araştırmaya katılanlardan yüzde 69'u, kitaptan yararlanmaktan rahatsızlık hissetmediğini, yüzde 15'i rahatsız olduğunu, yüzde 17'si ise kararsız olduğunu belirtti.

Doktor Mackinnon'a göre, detaylar ve anatomik doğruluk konusunda, diğer örnekler bu kitapla "karşılaştırma kabul etmiyor."
Ona göre, Pernkopf Atlası özellikle karmaşık sinir ameliyatlarında çok yararlı oluyor. Çünkü kitaptaki çizimler sayesinde, "ameliyat yaptığı bölgedeki hangi sinirlerin olası bir ağrıya sebep olabileceğini" anlayabiliyor.
Mackinnon, ameliyata dahil olan herkesi, kullandığı kitabın geçmişinden haberdar ettiğinin de altını çiziyor.
Amerikalı doktor, "Şeytani geçmişinden haberdar olduğumda, kitabı ofisimde kilitli dolapta tutmaya başladım" diyor.

Pernkopf herhangi bir suçtan yargılanmadı

Haham Polak'ın öncülük ettiği bir etik araştırma, Yahudi otoritelerin çoğunun kitabın insan hayatının kurtarılması için kullanılmasına taraftar olduğunu ortaya koydu.
Polak, Doktor Mackinnon ile aralarında geçen olayı da BBC'ye anlattı:
"Bir hastası ona, 'Eğer o siniri bulamayacaksanız, ayağımı kesin' dedi. Alanının en iyisi olmasına karşın, o bile bir siniri bulmakta zorlanıyor.
"Bana işin ahlaki yönünü sorduğunda, eğer bir insanın hayatını kurtaracaksa, kitabın kullanılmaması düşünülemez cevabını verdim.
"Kitaptan yararlanan doktor, detaylı çizimler nedeniyle dakikalar içnde sinirin yerini bulabildi."
Pernkopf savaştan sonra tutuklandı ve üniversiteden atıldı. 3 yıl süresince bir cezaevinde tutuldu ama herhangi bir suçtan yargılanmadı.
Tahliye olduktan sonra üniversiteye geri döndü ve Atlas üzerinde çalışmaya devam etti. 1952 yılında kitabın üçüncü versiyonunu çıkardı ve dördüncü versiyonu da çıkardıktan hemen sonra 1955 yılında öldü.

Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-49401918

Pernkopf Atlası
0
21.08.2019 19:03

Educatedear

Twitch canlı yayınlarını premium subscribe olmayanlara kapatmış, ama yine de youtube kanalından tekrarı izlenebilecek komik kişilik.

youtube
twitch

1
20.08.2019 01:49

Türk insanının yaptığı tembellikler

Yabancı dil öğrenmemek.
Spor yapmamak.
Sigarayı bırakmamak.
Fazla kilo almak.
Kitap okumamak.
Aile ve çocuklara zaman ayırmamak.
Para biriktirmemek.
Fazla TV seyretmek.
Yaptığı planlara uymamak.

2
Umit frigs paylaştı

Evet evet bizim kültürümüz tam olarak bu. Netflix kültürümüze zarar veriyor.

Sapık ruhlu toplum yetiştirme temelleri tam gaz devam ediyor.
#NetflixDokunma

0
19.08.2019 16:26

Backster etkisi

1966 yılında, Amerika’nın tanınmış yalan makinesi uzmanı Cleve Backster, güvenlik görevlilerine poligraf aygıtının kullanımı eğitimini verdiği okulunda uykusuz bir gece daha geçirdi.

Sonra sırf eğlence olsun diye, yalan makinesinin elektrotlarını kocaman yapraklı tropikal bitkisinin üzerine yerleştirdi. Yalan makinesi çeşitli korku, sevinç, şaşkınlık gibi durumların elektriksel değişimlerini ölçtüğüne göre, belki bitki de su dökünce seviniyordur diye alaylı alaylı güldü.

Bitkiyi suladığında galvanometre zikzaklar çizerek aşağı doğru indi. Oysa yukarı doğru bir hareket bekliyordu Backster. Yaprağını sıcak kahveye soktuğunda da beklediği tepkiyi görmedi.

Sonunda kibriti alıp bitkiyi yakmayı düşündüğünde her şey değişti. Bitki çılgınca galvanometrenin ibresini tavan yaptırdı. İnanamadı Backster. “Nasıl yani?” dedi kendi kendine, “Bitki düşüncelerimi mi okudu?”.

İnsanlık tarihinin önünde yeni bir dünya açılıyordu artık. Deneyler deneyleri kovaladı. Bitkilerin sadece düşünceleri okumakla kalmayıp çevrelerindeki her şeyi hissettikleri de çıktı ortaya. Kaynar suya atılan karideslerin ölümlerini, eline iğne battığında duyulan acıyı da hissediyordu bitkiler.

Hatta kilometrelerce ötede olunsa bile yaşanan sevinç ve üzüntüleri de hissediyordu. Hatta korkudan baygınlık bile geçiriyordu.

Bir gün şehir dışından gelen bir botanikçi bayan içeri girdiğinde bütün bitkiler sessizleşti. Hiç birinden tepki gelmiyordu. Sanki hepsi birden sessizliğe bürünmüştü. Taaa ki o bayan havaalanından uçağa binip gittikten 45 dakika sonra yeniden tepki vermeye başladılar.

Bayan botanikçinin bitkileri kurutup ölçümler yaptığını öğrendiği zaman anladı Backster, bayanı görünce bitkilerin korkudan bayıldıklarını.

Bir deney tasarladı. 6 yardımcısına aynı gece aynı saatlerde yapmak üzere farklı görevler verdi. Görevlerden biri gece yarısı gelip laboratuvardaki bitkilerden birini söküp parçalamaktı.

Ertesi gün o gece bitkiyi parçalayan yardımcı içeri girdiğinde bütün bitkiler çılgınlar gibi haykırmaya başladı galvanometrelerin ibrelerinin tavan yapmasını böyle adlandırıyor Backster.

Bu deneyden anlaşıldı ki bitkiler sadece hissetmiyor, aynı zamanda hafızaları da var. Ve Amerika’da bazı adlî vakalarda bitkilerin şahitliğine başvurulmaya başlandı. Bitkiler asla yanlış sonuç vermiyordu çünkü yalan nedir bilmiyorlardı.

Bu çalışmalar makale olarak yayınlanmaya başlayınca dünyanın dört bir yanından bilimadamları konu üzerinde çalışmalara başladılar. Sonuçlar akıl almaz.

Koparılmış bir yaprak, kendisine güzel sözler söylenmesi durumunda normal yapraktan aylarca daha uzun süre canlı kalabiliyor. 120 km mesafedeki bir acıyı, sevinci hissedebiliyor.

İnsanların düşüncelerini okuyabiliyor, kötülük yapanları hafızasına kaydedebiliyor. Aynı zamanda bu bilgileri diğer bitkilerle de paylaşıyor.

Kendisine kötü davranılan bitki üzüntüsünden intihar bile ediyor.

Yanındaki bitkinin susuz kalması durumunda kendi suyunu onunla paylaşıyor.

Bitkiler, bütün canlılarla iletişim kurma konusunda bizim hayallerimizin ötesinde bir hassasiyete sahip. Her biri doğanın bir parçası. Belki bir gün onları daha iyi anlama imkânımız olursa bize tarihin bütün yaşanmışlıklarını bile anlatabilirler. Avatar filminin esin kaynağı da bu çalışmalar ve elde edilen sonuçları.

Bilelim ki dünyanın herhangi bir yerinde bir bitkiye kötü davranılırsa, bütün bitkiler bunu hissediyor.

Hani “Kirazlı Kaz Dağı değil” diyorlar ya, emin olun Kirazlı’da kesilen bir ağacın acısını sadece Kaz Dağlarında değil, Munzur’daki, Kuzey Ormanlarındaki, Salda’daki, Toroslardaki ağaçlar da hissediyor. Bir gün biz de hissedeceğiz...

Kaynak: Bitkilerin Gizli Yaşamı, Peter Tompkins/Christopher Bird, 1973, Sungur Yayınları, Çev: Sulhi Dölek. Derleyen: Osman Kutlu

0
15.08.2019 22:17

Malatya'lı orospu Kezban

Bu hikâye Malatya’da geçer. Bu, bir tercüman eşliğinde eğlenmek için geneleve gelen iki Amerikalı coni ile genelevde çalışan Kezban’ın hikayesidir..!

Ah Kezban ah, eli öpülesi Kezban .! Belki de şimdi yaşamıyorsun. Keşke yaşasaydın da görseydin, gerçek orospunun kim olduğunu.. !

Menderes’in Türkiye’yi ‘küçük Amerika’ yapmaya çalıştığı günlerde, yani 1955-1960′lı yıllarda yaşanmış gerçek bir hayat hikâyesidir,

Malatya’nın en canlı sokaklarından biri de, genelev sokağıdır,

Gündüz Cumhuriyet Bayramı kutlanmış. Gece saat 12′ye yaklaştığı sırada içeriye ağızlarında pipo, sarı saçlı, uzun boylu iki kişi ile beraber şık giyinmiş tombul bir adam girdi. Bu iki yabancı, ‘uzman’ sıfatıyla bir dost memleketten getirilmişlerdi,, Bir yıldır yakındaki 15.000 nüfuslu bir Anadolu kasabasındaydılar.

Daha önce Kaymakam kasabada böyle bir şey olamayacağını, arzu ederlerse falanca yerdeki ‘Türk pavyon’una gitmelerini tavsiye etmişti…Bunun üzerine iki genç, tercümanlarını da yanlarına alarak önce Malatya’ya, sonra da faytoncunun rehberliğinde buraya gelmişlerdi…

Yani Malatya genelevi’ne..!

İlk dakikalarda yadırgadıkları bu yer, git gide hoşlarına gitmişti. Akşamdan beri 25 müşteri savmış olan Kezban, gramofona oynak bir plâk koymuş, kırmızı mayosunun içinde dönüp duruyordu… Yabancılar Kezban’ı seyretmeye başladılar. Sonunda Kezban’ı işaret ederek, tercümanlarına bir şeyler dediler…

Tercüman çaça kadın’a :

- Mösyöler bayanı istiyor..!

Tercümanı duyan Kezban adamlara şöyle bir baktı… Sonra :

- Müthiş yorgunum anne. Mazur görsünler..!

Cevap tercüme edilince, yabancılardan uzun boylusu sertleşen sesi ile :

- Ne demek..?

- Böyle yerlerde müşteri reddedilmez ..! diye diklendi…

Kezban hiddetlenerek :

- Yorgunum efendim..!.. Lâftan anlamaz mısınız siz..?

Tercüman :

- Bu mösyölerin kim olduğunu bilmiyorsun galiba ..? Hem bir orospu müşterisinin arzusunu yerine getirmeye mecburdur..!

Kezban :

- Ben orospuyum..! Ama bu mösyöler kim olursa olsunlar, arzularını yerine getirmeyeceğim..!

Diğer kadınlar şaşkın şaşkın ona bakmaktaydılar… Kezban’ı o güne kadar hep para canlısı olarak düşünmüşlerdi..!

Tercüman yediği hakareti hazmedememişti :

- Senin gibilerinin hakkından polis gelir..!

- Buyurun efendim, polis iki adımlık yerde..!

Şişman tercüman hışımla dışarı çıktı. Biraz sonra yaşlıca bir polisle içeri girdi… Ecnebilere karşı daima nazik olmayı, onlara kolaylık göstermeyi vazifesinin mühim bir düsturu sayan polis, Kezban’a :

- Mösyöler seni çiftetelli oynarken bulmuşlar, demek ki yorgunluk bahane, şu halde sebep ne Kezban..?

- Sadece istemiyorum..!

- Fakat vazifeni unutuyorsun. Sonra senin için fena olur..!

Genelevin dilberi Kezban, âdeta deliye döndü :

- Bana hiç bir şey olmaz, polis bey..! Ben gavurlara orospuluk yapmam polis bey .! Beni nihayet buradan başka bir yere sürebilirsiniz,! fakat sürüleceğim yer gene Türk ili değil mi ..?

Herkes susuyor, iki yabancı alık alık bakıyordu… Kezban ise yumruklarını sallayarak söyleniyordu :

- Ben gavur orospusu değilim, polis bey..!

- Ben Türk orospusuyum..!

Diğer kadınlar başlarını önlerine eğmişlerdi… Yaşlı polis ise gözlerindeki ıslaklığı göstermemek için, ağır ağır bahçeye çıkarken Kezban hâlâ bağırıyordu :

- Ben gavurun altına yatmam, polis bey..!

- Ben Türklerin orospusuyum..!

- Gâvurun değil..!

Bu anlatılanlar, kaderin sillesini yemiş vesikalı Kezban’ın , cılız öpülesi elleriyle , ülkemizi işgal eden gâvurlara attığı yaman tokadın hikâyesidir… İşte böyleee … Bir kaç dolar kazanabilmek için, yabancıların önünde eğilen bütün politikacılarımıza…

İş adamlarımıza,,

Bürokratlarımıza,,

Medya mensuplarına,,

Ve “keşke İngilizlerin idaresinde olsaydık ” diyebilen o çok namuslu ( ! ) hanım kızlarımıza,,

Ve ' keşke Yunan galip gelseydi' diyen vatan hainlerine,

Velhâsıl, kadın /erkek bütün vesikasız orospularımıza ithaf olunur ..!

Ve o şişman tercümanın adı neydi biliyor musunuz.. ?

TURGUT ÖZAL ..!

İyi akşamlar, iyi bayramlar dostlar,,
--------------------------------

Kaynak : Doç. Dr. Mehmet KAYA
Ondokuz Mayıs Üniversitesi,,

0