Popüler

Bugün en çok okunan başlıklar
06.08.2019 11:35

Leah Gotti

Amerika'lı porno oyuncusu

Gerçek adı: Raegan Brogdon
Doğum tarihi: 4 Ekim 1997 (21 yıl yaşında), Sherman, Teksas, ABD
Eğitim: Wayland Baptist University
Ebeveynler: Rhonda Brogdon, Eddie Brogdon

Leah Gotti
0
06.08.2019 11:32

Selçuk Alagöz

1944'te doğan Selçuk Alagöz, bir Anadolu pop-rock şarkıcısı, besteci ve aranjör. Daha çok kardeşleriyle yaptığı çalışmalarla tanınır; Rana, Ali ve Nilüfer. 80’lerde neredeyse 80 farklı dilde şarkı söyledikleri konserler verdiler. 1967'de, o ve Rana Alagöz Altın Mikrofon Yarışması'nda üçüncü oldu ve uzun kariyeri boyunca 4 Altın Kayıt ve daha birçok sayısız ödül kazandı. Selçuk Alagöz, bugüne kadar 23 single ve 7 albüm çıkardı. Polydor etiketiyle 1975'te yayınlanan Malabadi Köprüsü, Alagöz’ün en popüler şarkısı ve 80’lerde büyük bir hit oldu.

1
06.08.2019 10:58

Aldatmaya ‘vazopressin’ ve ‘oksitosin’ hormonları karar veriyor

Psikiyatrist Onur Okan Demirci aldatmanın altında yatan psikolojik ve biyolojik nedenleri değerlendirdi. Aldatmanın insanın doğasında olan bir durum olmadığını ifade eden Demirci, “Aldatmanın zaten kendisine has bir doğası bulunmaktadır. Bu doğanın içinde ise kişinin geçmişinde yaşadığı bağlanma sorunları yer almaktadır. Aslında aldatma fikri tam da bağlanmanın gerçekleşeceği an ortaya çıkmaktadır” şeklinde konuştu. 

SADAKAT HORMONUNA DİKKAT!

Aldatma üzerine birçok araştırmanın yapıldığını, bu araştırmalardan nörobiyolojik olanlarının son yıllarda dikkat çektiğini belirten Demirci, “Her iki cinsiyette de yer alan vazopressin ve oksitosin hormonları bulunuyor. Bu hormonlara bağlılık, sadakat hormonları gibi isimler de verilmektedir. Bu hormonların seviyeleri normal ve üzeri olan kişilerin yapılan araştırmalarda tek eşli olarak yaşadıkları görülmüş, seviyeleri düşük olan kişilerin ise aldatma eğilimlerinde artış olduğu gösterilmiştir” diye açıklamada bulundu.

“TEK EŞLİ ERKEKLER ROMANTİK UYARILARA DAHA FAZLA TEPKİ VERİYOR”

Özellikle erkeklerde yapılan beyin görüntüleme çalışmalarına değinen İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Psikiyatrist Onur Okan Demirci, “Tek eşli olan ve çok eşli olan erkeklerde seksüel uyaranlara karşı beyinde (özellikle oksipital bölgede) aynı derecede uyarılma gerçekleşirken, romantik uyaranlara karşı tepkilerde farklılık görülmüştür. Tek eşli erkeklerin beyinlerinin romantik uyaranlara daha fazla tepki verdiği gösterilmiştir. Bu araştırmalar ışığında birlikte olacağınız insana beyin görüntüleme ve hormon tahlilleri yaparak ilişkinizin geleceği hakkında fikir edinebilirsiniz. Fakat bu tamamen doğru bir tahmin olacak mıdır? Elbette olmayacaktır. Aksi halde ilişki falı gibi bir hal alabilir bu tahliller” şeklinde konuştu.

ÇOCUKLUK DÖNEMİ SÜRECİ ETKİLİYOR

İlişkilerde aldatmanın doğasını sadece hormonların ve beynin belirlemediğini belirten Demirci, “İlişkinin öncesi, başlangıcı, gidişatı hepsi bu sürecin birer parçasıdır. Kişinin çocukluk yaşamından bu yana edindiği tecrübeler, karşılaştığı yaşam olayları gelecekteki tüm ilişkilerini psikolojik anlamda etkileyecektir. Geçmişinde kendi ailesinde aldatma durumlarına şahit olan bir çocuğun, büyüdüğünde kendi ilişkilerinde sağlıklı ilerleyebilmesi o kadar da kolay olmayacaktır. Daha önce aldatılma travması yaşamış bir kişinin sonraki ilişkilerinde şüpheci bir tavır alması oldukça olasıdır. Aldatma insan doğası mıdır? Yoksa aldatılma korkusu mu bizi bu doğaya iter? Varoluşumuz bizleri yalnız kalmamak adına ilişkiler yaşamaya, bağlanabilme doğasına sürüklemektedir” ifadelerini kullandı.

BAĞLANMA KORKUSU ALDATMAYI TETİKLİYOR

Psikiyatrist Demirci konuşmasına şöyle devam etti:

“Terkedilmek, bağlanma korkusunu getirir; bağlanma korkusu kaybetme korkusunu doğurur; kaybetme korkusu ile karşılaşmak istemeyen kişi bağlanmayı reddeder ve sonuç olarak bağlanma gerçekleşmeden önce o ilişkiden kendisini ruhsal olarak koparmaya çalışır. Böylece aldatma eylemi gerçekleşir. Bu açıdan baktığımız zaman aldatma eylemi o an için geçerli bir eylem değildir.”

0
Umit frigs paylaştı

İlhan SELÇUK' un bir yazısı..

Şaşıp Kalıyorum,

Arap İngiliz'le birleşmiş Türk'ü arkadan vurmuş;
Ermeni Rus'la birleşmiş,
Doğu Anadolu'yu kana bulamış;
Rum Yunan'la, Yunan İngiliz'le birleşmiş,
Batı Anadolu'yu ele geçirmiş.
Ülkenin mahvolmadık, yıkılmadık, yanmadık,
kan dökülmedik, kül olmadık hiçbir yeri kalmamış,

Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!..
Anadolu'nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle, yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez,
yorgun, yoksul, bitkin, ezik bir halk..
Nasıl kurtulmuşuz?..
Şaşıp kalıyorum...

Yunan'ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz,
İngiliz'i İstanbul'da nasıl çıkarmışız, dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz?

Yıl 1923
Anadolu'da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor; aç biilaç, parasız; yüzde 95'i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz... Ne yapacaksın?..
Demokrasi yap!.. Nasıl yapacaksın?..

2000'li yıllarda Nurcu tarikatının ardına
Bu kadar adam takılmışken,

1923'ün yanmış yıkılmış Anadolu'sunda nasıl demokrasi yapacaksın?..

Kalan ne? Yıl 1923
Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu'yu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın.
Fabrikan yok,
İşçin yok,
İş adamın yok,
Mühendisin yok,
Doktorun yok,
Uzmanın yok,
Tüccarın yok,
Suyun yok,
Barajın yok,
Elektriğin yok,

Kadınların çarşafta çuvala giriyor,
Erkeğin dört karı alıyor,

Yurttaşlik yasası yok,
Üniversiten yok,
Banka yok,
Burjuva yok,
Proletarya yok,
İhracatçı yok,
İthalatçı yok,
Sermayen yok.

Kalkın bakalım...
Nasıl kalkınacaksın?...

Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var?

Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?..
Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?..

Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?..
Merkez Bankası 1930'a değin neden açılamamış?..

Özel sektör nasıl oluşturulmuş?..
Yeni devlet nasıl kurulmuş?..

Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?
1920'de 10-11 milyon nüfusun yüzde 95'i
Alfabesizken savaş artığı bir toplumla,
Okuma yazma seferberliği nasıl açılmış?

Kitaplıklarda kitap yokken,
Ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?..

Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?..
Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?..

Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?..
Avrupa'da saygınlık nasıl kazanılmış?..
Şaşıp kalıyorum...

2000'li yılları geçtiğimiz,
Yetmiş milyonluk Türkiye'nin haline bakıyorum...

Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız?..
Herşeyimiz varken neler yapamıyoruz?..

Bir de bu ortamda,
Mustafa Kemal'e saldıranlara bakıyorum...

İlhan Selçuk

0
06.08.2019 10:14

Otobüs yangınları

"3 Ağustos Balıkesir'de meydana gelen korkunç kazada 5 kişi öldü, 15 kişi de yaralandı. Ve yaralılar arasında da ne yazık ki durumu kritik olanlar bulunmakta..
Uzun yıllar Mercedes-Benz'in otobüs departmanında çalışmış biri olarak, bu çok etkilendiğim olay hakkında birkaç şey yazma ihtiyacı hissettim. Gerçi yanan otobüs Mercedes değil, Temsa.. Ama fark etmez, genel olarak hemen hemen hepsi aynı yapıda...
Özellikle belirtmek istediğim şey, markası ne olursa olsun bu yolcu otobüslerinin tamamının tüm camları ve tavan havalandırmaları, birer 'ACİL ÇIKIŞ' tır. Sadece camın önündeki koltuğa sırt üstü yatıp, iki ayağınızın tabanı ile kuvvetli bir şekilde vurmanız, camın dışarı düşmesini ve sizin tahliyeniz için geniş bir kapı oluşmasını sağlayacaktır. Buna otobüsteki tüm camlar dahildir.
Nitekim bugünkü feci kazada da insanlar, panik halinde kapılara yöneldikleri için sıkışma ve neticesinde de yoğun dumandan zehirlenerek, ani ölümler oluşmuştur.
Otobüslerde markasına ve tipine göre 5.000 ila 10.000 metre civarında kablo bulunmaktadır ve otobüs yangınlarının neredeyse tamamının çıkış nedenini bu kabloların neden olduğu yangınlar oluşturmaktadır.
Türkiyede' yılda 500 ila 1.000 adet otobüs yangını meydana gelmektedir. Ama otobüs firmaları ile fabrikalar, bunların basına yansımasına engel olmaktadırlar..
Tekrar söylüyorum, "OTOBÜSLERDEKİ HER BİR CAM, BİRER ACİL ÇIKIŞ KAPISIDIR!"... HATIRINIZDA BULUNSUN..."

-Alıntı

0
06.08.2019 10:10

Kity Genovese sendromu

1964 yılında New York şehrinde akşam üstü Kity Genovese isimli bir kadın çok da ıssız olmayan bir caddede cinayete kurban gider.
Bu olayda ilginç olan şudur.
Kadına saldıran şahıs dk larca kadına tecavüz etmeye çalışır başaramayınca darp eder öldürmeye çalışır. Kadını yaralı halde bırakır. Bir süre sonra tekrar gelir ve kadını öldürür. Bu acı korkunç süre bir saattir ve bir saat boyunca zavallı kadın çığlıklar atar yardım ister.
Polis olay yerine gelir ancak resmi ihbar olaydan tam bir saat sonra yapıldığından geç gelmiştir, çevreyi inceler.
Kadının öldürüldüğü bölgede olayı kimsenin duymaması imkansızdır.
Çevre evleri incelediklerinde olayı 37 mahalle sakininin gördüğünü hatta bir kısmının sonuna kadar pencereden izlediğini ancak hiç biri ne olaya müdahale ettmiş ne de polis çağırmıştır.
Bu olay sonrası bir polis şefi gazeteci arkadaşı ile konuşurken durumu anlatır.
Gazetecinin ilgisini çeker ve bunu haber yapar.
Haber sonrası Amerika’da büyük infial olur.
Psikologlar, psikiyatrisler, sosyologlar incelemeye başladığında şu durum ortaya çıkar.
Olaya tanık kişilerin hepsi bir başkası mutlaka polise haber verir veya müdahale eder diye duyarsız kalmıştır.
Kadın bu nedenle kalabalığın ortasında öldürülmüştür.
Bu sosyal davranışa katledilen kadının adı ile Kity Genovese sendromu adı verilir.
Evet Sosyal Psikolojide biz bu ve benzeri durumlara Kity Genovese sendromu diyoruz.
Yaşananlara duyarsızlıktan çok başkasına yükleme, bekleme, sosyal kaytarma
Birisi çözer
Birisi yardımcı olur işimize bakalım
Biri mutlaka görmüştür
Biri mutlaka dilekçe verir
Düşünceleri ile sorun, problem ve sıkıntıları başkasına atmak.

Sonuç mu?
Etkisiz güçsüz, zayıf hatta sıfır tepkiye neden olur.
Toplumsal refleks azalır ve zorba istediğini yapar.

0
06.08.2019 00:20

Kaz Dağlarının perde arkası

ZEYTİN ve ZEYTİNYAGI

1951-1952 yıllarında İspanya Hükümeti, Türkiye’den çok yüksek miktarda odun kömürü satın almak istiyor.

O güne kadar İspanya’ya yapılan ihracat kalemleri arasında yer almayan bu talebin bir de özel şartı var.

Kömürler İskenderun’dan Saroz Körfezi’ne kadar Akdeniz ve Ege sahillerinde doğada kendiliğinden yetişen delice ağacından elde edilmesi isteniyordu.

İstek dönemin Hükümeti tarafından yüksek getirisi nedeniyle sevinçle karşılanıyor, ülkemizde bol miktarda bulunan delice kömürü ihraç edilmeye başlanıyordu.

Görgü tanıklarının anlattıklarına göre, limanların üzeri gemi yüklemeleri sebebiyle kara bir bulut ile kaplanıyor göz gözü görmüyordu.

O yıllarda Ankara’da görev yapan ABD Ticaret Ateşesi, dönemin Dışişleri Bakanı’na ihraç edilen kömürün İspanya tarafından nasıl değerlendirildiği ya da nerelerde kullanıldığını araştırıp araştırmadıklarını soruyor.

Aldığı cevap, getirisinin önemli olduğu nerede kullanıldığının Türkiye’yi ilgilendirmediği şeklinde oluyor.

Bunun üzerine ataşe konuyu kendisi araştırıyor ve otoyollarda dolgu malzemesi olarak kullanıldığı bilgisine ulaşıyor.

Bununla yetinmeyip ABD’de tanıdığı mühendislerden bilgi alıyor ve otoyolda kömür dolgunun bir yararı olmadığını öğreniyor.

Öğrendiklerini Bakan’a iletiyor, Türkiye’nin rahatsız olmadığını, gelirden dolayı memnun olduklarını söylüyor, konu kapanıyor.

Delice ağacının zeytin aşılamak için en uygun ağaç olduğunu bilenler Türkiye’ye oyun oynamışlardı.

Sonuç olarak İspanya dünyanın en büyük zeytinyağı ihracatçısı oldu ve ne tesadüf ki aynı yıllarda Türkiye margarinle tanıştı.

Alıntı. Dr. M.Taviki

0
05.08.2019 23:47

Yeliz Oktay'ın Türkiye'yi özetleyen yazısı

Durum bu iken hala, bu yönetimi savunanların iyi okuması gerek.

Renault vardiya sayısını düşürdü,
TOFAŞ üretime ara verdi,
Yeşil Kundura, Beta, Hotiç iflas etti.
65 un fabrikası kapısına kilit vurdu
Ama
“Elhamdülillah bize bir şey olmaz.”

100 yıllık seramik fabrikası elektrik ve doğalgaz borcunu ödeyemediği için fabrikayı kapattı.
Yarım asırlık tavuk, tekstil, çimento fabrikaları iflas etti.
Bankalardaki altın miktarı 10.6 ton azaldı.
Özel sektörün dış borcu 240 milyon dolar arttı
Ama
“Türkiye tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor”

Açlık sınırı 2 bin liraya yaklaştı.
İşsiz sayısı 5 milyona dayandı
200 kişi alacak firmaya, 2 bin kişi başvurdu
Asgari ücret, enflasyonun yanında kuş kadar kaldı
Ama
Hediye uçağının deposu 1070 asgari ücrete dolacak.

*

Brezilya’dan, Sırbistan’dan, Polonya’dan et geliyor,
Almanya’dan, Fransa’dan, Macaristan’dan canlı hayvan
4 milyon doz boğa ve aygır spermi ithal ediliyor
Ama
“Türkiye’de et sorunu yok.”

Yabancı yatırımcılar Türkiye’yi riskli buluyor
9 bankanın mevduat notu düşüyor
3 banka portföyünü birleştiriyor
Döviz rezervleri düşüyor
Sanayiciler, “işçilerin maaşlarını devlet ödesin” diyor
Ekonomi Güven endeksi dibi görüyor
Ama
“Kriz bizi teğet geçiyor.”

Benzine, motorine, gaz yağına, mazota, bir ayda 3 zam geliyor.
Kuruyemişe yüzde 30, tavuğa yüzde 200, suya yüzde 60, okul servislerine yüzde 30,
domatese, patatese, limona, yağa, kreme, rimele, çaya, çorbaya zam zam zam
Ama
“Bunu da atlatırız bizim Allah’ımız var.”

*

Doktorlar pahalı ameliyatları yapmıyor
Kağıt zammından gazeteler basılamıyor
Gazetelerde çalıştırılması zorunlu asgari ücretli sayısı düşürülüyor
İflas eden şirketler için tebliğ yayınlanıyor
Ama
“Korkulacak bir şey yok abartmayın.”

Yeni saray için Van Gölü manzaralı 1071 metrekare arazi seçiliyor
Suriyelilere 32 milyar dolar harcanıyor
TRT, filosuna 100 yeni araç alıyor
Saraylarda Ejder Meyveli Smoothie gidip, Liçi Meyveli Efuli geliyor
Ama
“Kamuda en yüksek tasarrufu yapıyoruz”

*

‘Battım anam’ diyen Nuhoğlu İnşaat, 900 işçiyi kapının önüne koyuyor
Büyüme oranı düşüp, faizler artıyor
Otomobil üretimi yüzde 45 düşüyor
Kozmetik ürünlerine yüzde 100 zam geliyor
Ama
“Kriz rasyonel değil psikolojik” diyor…

Yurtdışından 246 bin ton Arpa alınıyor
252 bin ton ithal buğday için ihale açılıyor
Saman bile ‘dış güçler’ den satın alınıyor
Ama
“Avrupa’nın en büyük tarım üreticisiyiz” deniyor.

Swap kararı akşamdan sabaha değişiyor
Büyüme tahmini 5 puan düşüyor
Ülkeyi terk edenlerin sayısı yüzde 42 artıyor
Ama
“Avrupa bizi kıskanıyor”

*

Sosyal yardımlar yarı yarıya azaltılıyor
7 ayda hesabında 1 milyon ve üzeri olan sayısı 27 bin 45 kişi artıyor
Fakir sayısı yüzde 15 artıyor
Ama
“Gelir dağılımında çok iyi yerlere geldik” diyor.

Diyarbakır’da ‘Karpuz Festivali’, Meclis’te açılış kokteyli iptal ediliyor
THY kargo ücretlerine yüzde 81 zam yapıyor
Atanamayan öğretmen ilaçla
Oğluna pantolon alamayan baba iple
İflas eden işadamı silahla intihar ediyor.
Ama
“Kriz falan yok hepsi manipülasyon”

Beyaz eşya fiyatları yüzde 40 artıyor
Tankı Almanya’dan, füzeyi Rusya’dan alıyor
İflas eden esnaf sayısı yüzde 50 artıyor
Damat, kapı kapı yatırımcı arıyor
Ama
“Avrupa’nın en hızlı büyüyen ülkesiyiz”

***

Propagandanın en önemli maddesidir çünkü;
“Konuyu önemsizleştir ve değişik şekillerde sürekli tekrar et.
Mutlaka inananlar çıkacaktır.”

“Yaşadıklarımızı kriz denemez”
“Aslında ülkemizde kriz falan da yok”
Ya “Kriz mıriz geçin bunları”
Kriz mi o da ne...?

0
05.08.2019 10:39

Hayata eşit başlamak

75 yıldır Finlandiya hükumeti, hamile kadınlara bir kutu veriyor. Bu kutu giysiler, battaniyeler, oyuncaklar ve gerekli çeşitli malzemelerden oluşuyor. Kutu aynı zamanda yatak olarak da kullanılabiliyor. Kimilerine göre bu kutu dünyanın en düşük bebek ölüm oranına sahip Finlandiya’nın bu ünvanı kazanmasına yardım etmiş.

Bu gelenek 1930’lara kadar dayanıyor ve asıl amacı Fin çocuklarına ailelerinin geliri, sınıfı ne olursa olsun “eşit” bir başlangıç sağlamak.

Annelik ya da bebek paketi olarak adlandırılan bu kutular devletin tüm hamile kadınlara hediyesi.

Kutuda montlar, uyku tulumu, sokak giysileri, banyo aksesuarları, bir kaç bez, yatak alezi ve küçük bir uyku minderi var.

Kutunun dibindeki minder ile beraber kutu bebeğin ilk yatağı oluyor. Tüm sınıflardan binlerce çocuk ilk gecelerini dört karton duvardan oluşan bu kutu-yatakta geçiriyor.
Annelerin kutuyu ya da belli bir miktar parayı seçme hakları var. Bu miktar 140 euro kadar. Ancak anne adaylarının %95’i kutuyu seçiyor.

Bu gelenek 1938 yılında başlamış ancak o zamanlar sadece düşük gelirli aileler için kullanılıyormuş. Daha sonra 1949 yılında Finlandiya devleti hangi sınıftan olursa olsun herkese bu kutuları sağlamaya başlamış.

Kutu anneye daha anneliğin ilk günlerinde ihtiyacı olarak her şeyi sağladığı gibi, bilgilendirme kitapçığı ile de gelecekte karşılaşacağı durumlar için onu hazırlıyor.

Aynı zamanda giysiler kız-erkek çocuk arasında değiştirilebilir olsun diye “cinsiyet ayrımı gözetmeyen renklerden” seçilmiş. Ancak 1940’larda kutudaki giysiler kumaş halindeymiş, çünkü o zaman anneler daha çok evde giysi dikerlermiş. Kutuya biberon veya mama kabı anneleri emzirmeye teşvik etmek için konulmuyor. Aynı zamanda kutuda çocuğun ilerde okumuş, kültürlü bir birey olmasını teşvik etmek ve devlet desteğini sembolize etmek için bir kitap bulunuyor.

Kutunun asıl amacı da çocuklara ve ailelere “eşitlik” anlayışını aşılamak ve en azından bir gece bile olsa zengin ve fakirin aynı şartlar altında yaşamasını sağlamak.

0
30.07.2019 22:05

Erkeklerin kadınlarda baktığı ilk yer

Bu durum her erkekte farklılık göstericektir. Fakat ortalama baz alındığında aynı cevapları almamız pek normal. Bana göre bir erkek tanımadığı bir bayanın önce gözlerine sonra götüne bakar. Bu durum başka erkeklerde mesela önce bacaklarına sonra saçlarına göre değişebilir. Sınırsız kombinasyon yapılabilinir.

3