#sağlık ile alakalı kullanıcı görüşleri
03.09.2019 11:56

Koltuk değnekleriyle girdiği hastaneden yürüyerek çıktı

TÜRKİYE’DE YILDA 100 BİN CİVARINDA PROTEZ AMELİYATI YAPILIYOR

Mehmet Serhan Albayrak'ın şiddetli ağrıları bundan tam iki yıl önce başladı. Oturup kalkmakta ve yürümekte güçlük çeken Albayrak, 2 koltuk değneğiyle hareket ediyordu. Yapılan tetkikler sonrası kalça eklemi ve kıkırdağında aşınma tespit edilen Mehmet Serhan Albayrak, kalça protezi sonrası koltuk değnekleri olmadan yeniden yürümeye başladı. Albayrak’ın ameliyatını gerçekleştiren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Faik Altıntaş, "Türkiye'de yılda 100 bin civarında kalça ve diz protezi ameliyatı yapılıyor. Kalça ve eklemleri korumak adına kilo kontrolü sağlanmalı ve düzenli egzersiz yapılmalı" tavsiyesinde bulundu.

"BU DURUM VÜCUDUMDA HASARLARA YOL AÇTI"

Oturup kalkmakta ve yürümekte güçlük çektiğini söyleyen Mehmet Serhan Albayrak, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

"Bacaklarımda hissizlik ve halsizlik vardı. Uzun süre yürüyemiyor ve yürüyüş sonrası ağrılarım oluyordu. Oturup kalkarken ağrılar kireçlenmenin neden olduğu bıçak yarası gibi bir ağrı hissi yaşıyordum, hayat kalitem düşmüştü. Bu durum vücudumun diğer bölgelerinde ağrılara neden oldu. Doktorum protez ameliyatını uygun gördü. Hastaneye 2 tane koltuk değneği ile eğik şekilde yürüyerek girdim. Hastalara tavsiyem böyle bir durumda hemen doktora başvursunlar. Geç kaldıklarında da kalça protezinden hiç korkmasınlar. Ben şu an kendimi çok iyi hissediyorum. Bundan sonra hayat konforum olacak. Belli bir süre hareketlerime dikkat etmem gerekiyor. Ameliyattan önce bu hareketleri yapamıyordum. Şimdi protez nedeniyle gayet rahat yürüyorum."

İKİYE KATLANMIŞ ŞEKİLDE KOLTUK DEĞNEKLERİYLE YÜRÜYEBİLİYORDU

Mehmet Serhan Albayrak’ın ameliyatını gerçekleştiren Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Faik Altıntaş, "Mehmet Bey, bizim 11 bin 111’nci ortopedi hastamız. İlk geldiğinde iki koltuk değneğiyle sadece kısa mesafe yürüyebiliyordu. Kalçasındaki ağrı şiddetliydi ve hareketleri kısıtlıydı. Kalça ekleminin ve kıkırdağının tamamen aşınmış olduğunu tespit ettik ve kalça protezine karar verdik" diye konuştu. 

Kalça protezinin hastalar için yüzyılın en başarılı ameliyatı seçildiğinin altını çizen Prof. Dr. Faik Altıntaş, "Böyle bir durumda tercih edilen tedavi, o kalçanın değişmesi yani protezdir. Aşınan kıkırdak yerine titanyum protez uygulanır. Hasta hareket anında ağrılarından kurtulur ve istediği hareketi yapabilir. Bu ameliyatlar bugün başarılı bir şekilde Türkiye'nin her yerinde uygulanıyor" ifadelerini kullandı.

GENÇLERDE DE KIKIRDAK AŞINMASI YAŞANABİLİYOR

Prof. Dr. Faik Altıntaş, kalça ve eklem kaslarını korumak için alınacak önlemleri şöyle sıraladı:

"Öncelikle kilo kontrolü önem taşıyor. Bunun yanı sıra düzenli egzersiz yapmak gerekiyor. Adalenin her zaman güçlü olması önemli. Bu hastalığın biraz da genetik kökenli olduğunu unutmamalıyız. Kıkırdağın gücü genetik olarak belirleniyor. Bazı insanlarda genç, bazı insanlarda yaşlı dönemde kıkırdak aşınması, saçın beyazlaması gibi doğal bir süreç. Bunu da göz önüne alarak adaleyi güçlendirmek adına yürüyüş ve adale gerdirme egzersizleri yapabiliriz. Spor dalının adı ne olursa olsun amacımız adaleleri hareket ettirmek olmalıdır. Yürüyüş daha çok tercih edilmelidir."

0
02.09.2019 11:18

"Batı Nil Virüsü kuzeye yayılıyor"

İstanbul’un Avcılar ilçesinde dört kişiyi etkileyen Batı Nil virüsü hakkında açıklamalarda bulunan İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi Dr. Özer Akgül, Afrika kaynaklı Batı Nil virüsünü taşıyan Culex cinsi sivrisineklerin giderek kuzeye doğru yayıldığını belirtti.

"İNSANDAN İNSANA ÇOK NADİR BULAŞIR"

Virüsün ilk kez 1937 yılında Uganda'nın Batı Nil kesiminde izole edilen Culex cinsi sivrisineklerle bulaştığını belirten Dr. Özer Akgül, "Hastalığın ana döngüsü göçmen kuşlar ve sivrisinekler arasında gerçekleşmektedir. Virüsün yayılımından göçmen kuşlar ve esas olarak kargalar sorumludur. Sivrisinekler, virüsü infekte kuşlardan alırlar. Batı Nil Virüsü grip gibi aynı odada bulunma, öksürme veya tokalaşmayla bulaşmamaktadır. Hastalığın bulaşması için mutlaka sivrisineğin taşıyıcılığına ihtiyaç vardır. Batı Nil virüsünün insandan insana çok nadir olan bulaşma yolları arasında; kan/organ nakli ve infekte anneden bebeğe doğum veya emzirme durumları bulunmaktadır. Kuluçka süresi 2 ila 14 gün arasında değişmektedir. Virüs ile infekte olanların yaklaşık yüzde 19’unda baş ağrısı, ateş, kusma, ishal, halsizlik, lenf bezi büyümesi, döküntü gibi hafif semptomlar ile birkaç günde kendiliğinden iyileşen bir hastalık görülmektedir. İleri yaş (50 yaş ve üstü) ve/veya altta yatan hastalığın (bağışıklık yetmezliği, diyabet, hipertansiyon, böbrek hastalığı, vb) varlığı, olguların yaklaşık yüzde 1’inde gelişen ağır infeksiyon için risk faktörleridir. Bu kişilerde beyin iltihabı, menenjit, baş ağrısı, bilinç bulanıklığı, nöbet veya kas güçsüzlüğü gibi semptomlar görülebilir" dedi. 

"TÜRKİYE’DE ÖLÜM VAKASINA RASTLANMADI"

Batı Nil virüsünün Türkiye’de ölüme yol açmadığını belirten Özer, “Sağlık Bakanlığı, İstanbul’un Avcılar ilçesinde bu yılın temmuz ayında Batı Nil virüsü ile infekte 4 hasta saptandığını bildirmiştir. 2018 yılında Avrupa’da olgularda artış, İtalya ve Yunanistan’da salgın ve ölümler olmuş ve aynı yıl Türkiye’de de 26 vaka bildirilmişti. Türkiye’de şu ana kadar bildirilen Batı Nil Virüsü vakaları bunun bir salgın olduğunu gösterir nitelikte değildir” ifadelerini kullandı.

"ABD’DE 167 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ"

Afrika kaynaklı Batı Nil virüsünün giderek kuzeye yayıldığının altını çizen Özer, şöyle devam etti:

"2018 yılında büyük bir sıçrama yaparak Avrupa’da Türkiye’nin de aralarında bulunduğu altı ülkeyi etkileyen Batı Nil virüsü Dünya Sağlık Örgütü (WHO) rakamlarına göre Avrupa çapında 401 kişide görüldü, virüs nedeniyle Avrupa çapında 16 kişi hayatını kaybetti. 2018 verilerine göre en kuzeyde Romanya’ya kadar ulaşan virüs bu yıl Polonya’daki leyleklerde de tespit edildi. 2018 yılındaki salgında ABD’de 167 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan virüs Bulaşıcı Hastalık Kontrol ve Koruma Örgütü (CDC) verilerine göre bu yıl Kaliforniya, Teksas gibi sıcak eyaletlerden Iowa, Wisconsin, Nebraska ve Kuzey Dakota gibi soğuk eyaletlere yayıldı."

"HENÜZ TEDAVİSİ VE AŞISI YOK"

Dr. Özer Akgül, “İnfesiyonun spesifik bir tedavisi ve aşısı bulunmamaktadır. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün aşı çalışmaları henüz Faz2’den insan deneylerinin başlayacağı Faz3 seviyesine yükseldi. Hastalıktan korunma, sivrisinekler ile mücadele ve bireysel korunma önlemlerinin alınması ile sağlanıyor" ifadelerini kullandı.

0
02.09.2019 11:18

Sonbahar depresyonuna karşı 'acı' reçete

Sonbahar ve kış aylarında günlerin kısalmasıyla birlikte birçok kişide mevsimsel depresyon eğilimi başlıyor. Her mevsim olduğu gibi sonbahar mevsiminde de bazı gıdalara dair farkındalıkların yüksek olması gerektiğini belirten Medical Park Silivri Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Pınar Kurt, beslenmenin önemine dikkat çekerek önemli tüyolar verdi.

"BESLENMENİZDE SEBZEYE YER VERİN"

Sonbahar depresyonunun kilo alımına neden olduğunu ifade eden Diyetisyen Pınar Kurt, “Her gün kalori sayımı yapamasak bile muhakkak ne kadar dengeli beslendiğimizin takibinde olmamız gerekiyor. Günlük diyetimizde mutlaka protein, karbonhidrat ve yağ içeren gıdaların hepsini dengeli şekilde tüketmeliyiz. Özellikle gripten korunmak için beslenmemizde sebzelere yer vermeliyiz. Günlük su tüketimimizi 2-3 litre (en az 7-8 bardak) olarak ayarlamalıyız. Fiziksel de aktiviteyi olabildiğince yüksek tutmamız gerekiyor” dedi.

"PUL BİBER, MUZ VE YUMURTA TÜKETEBİLİRSİNİZ"

Beyin tarafından doğal olarak üretilen 'mutluluk hormonu’ serotonin duygu durum, iştah ve uykuyu yakından ilgilendiren bir kimyasal olduğunu söyleyen Diyetisyen Kurt, "Bilindiği gibi çikolatanın içeriğindeki serotonin ruh halini iyileştirir. Bunun yanında sivri yeşilbiber, kırmızı pul biber gibi acı besinleri tüketmek de mutluluk veren endorfin maddesinin salgılanmasını sağlar. Salatanıza, yemeğinize veya yoğurda pul biber ekleyerek tüketebilirsiniz. Sonbaharda depresyona karşı savaşmak adına yumurta, kivi, keten tohumu, badem, ceviz, muz, ananas, domates ve özelliklede balık gibi besinlere günlük olarak yer vermek büyük önem taşır" diye konuştu.

Diyetisyen Pınar Kurt beslenme önerilerini şöyle sıraladı:

"Tam tahıllı ekmek çeşitlerini kullanın. Hastalıklardan korunmak için C vitamini açısından zengin beslenin. Beslenmenizde magnezyum açısından zengin olan muz, kabak çekirdeği, badem, ceviz, nohut ve mercimek gibi besinlere yer verin. Haftada 2 gün balık yiyerek Omega 3 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Günde bir kase yoğurt yemeyi de ihmal etmeyin. Süt ve peynir tüketin. Süt ürünleri kalsiyum içeriğiyle de depresyonu azaltmada etkilidir."

GRİBE KARŞI SOĞAN-SARIMSAK KALKANI

Gripten korunmanın yolunun da beslenmeden geçtiğini kaydeden Diyet Uzmanı Pınar Kurt sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sebze ve meyveler içerdikleri vitaminler yoluyla, özellikle de C vitaminleri ve güçlü antioksidan ile bağışıklığı güçlendirir. Örneğin; brokoli, lahana, kereviz, pazı, turp, ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler kış aylarında mutlaka tüketilmesi gereken ve bağışıklığı güçlendiren sebzelerdir. Çiğ ya da özellikle soğan ve sarımsağın da bağışıklığı güçlendirici ve antimikrobiyal etkileri olduğu için bu sebzeler birlikte pişirilerek tüketilmeleri önerilir."

0
01.09.2019 14:03

Mikropların kalp krizi başlangıcındaki etkileri

Vücuttaki mikroorganizmalar, Dünya Kardiyoloji Kongresi ile birlikte ESC Kongresi 2019'da bugün yapılan son araştırmalara göre, koroner plakların dengesizleşmesine ve daha sonra kalp krizine katkıda bulunabilir açıklamasını yaptı.

Çalışma, bağırsak bakterilerinden farklı olarak, koroner plaklardaki bakterilerin proinflamatuar olduğunu göstermiştir. Ek olarak, akut koroner sendromlu ( kalp krizi ) hastalar, bağırsaklarında stabil anjina hastalarına göre farklı bakterilere sahiptir.

Diyet, sigara içmek, kirlilik, yaş ve ilaçların hücre fizyolojisi, bağışıklık sistemi ve metabolizma üzerinde büyük etkisi vardır. Önceki araştırmalar bu etkilerin bağırsak sistemindeki mikroorganizmaların aracılık ettiğini göstermektedir. Bu çalışma, mikrobiyotanın koroner plakların instabilitesine katkısını araştırdı.

Çalışmaya akut koroner sendromlu 30 hasta ve stabil angina ile 10 hasta dahil edildi. Araştırmacılar bağırsak bakterilerini dışkı örneklerinden izole etmiştir . Koroner plak bakterileri, anjiyoplasti balonlarından çıkarıldı.

Dışkıdaki mikrobiyota ve koroner plakların karşılaştırılması, iki bölgede farklı bir kompozisyon ortaya koydu. Dışkı bakterileri heterojen bir bileşime ve belirgin bir Bacteroidetes ve Firmicutes varlığına sahipken, koroner plaklar öncelikle Proteobacteria ve Actinobacteria'ya ait pro-inflamatuar fenotiplere sahip mikroplar içermekteydi.

İlk Kutsal Kalp Katolik Üniversitesi'nden Eugenia Pisano, Roma, İtalya şöyle dedi: "Bu, aterosklerotik plaklarda iltihaplanma karşıtı bakterilerin seçici bir şekilde tutulmasını ve bunun iltihaplı bir tepkiye ve plak kopmasına neden olabilir.

Analizler, iki hasta grubu arasında bağırsak mikrobiyotasındaki farklılıkları da ortaya koydu. Akut koroner sendromlularda daha fazla Firmicute, Fusobacteria ve Actinobacteria bulunurken, Bacteroidetes ve Proteobacteria stabil anginaya sahip olanlarda daha fazla bulundu.

Bayan Pisano şöyle dedi: “Akut ve stabil hastalarda farklı bağırsak mikrobiyomları telafisi bulduk. Bu bakteriler tarafından yayılan değişken kimyasallar plak stabilitesini bozma ve buna bağlı kalp krizini etkileyebilir. Bu metabolitlerin plak instabilitesini etkileyip etkilemediğini incelemek için araştırmalar gerekir. ."

Bugüne kadar, araştırmaların, enfeksiyonların ve bunun yol açtığı iltihabın doğrudan plak kararsızlığı ve kalp krizi sürecine dahil olduğunu ikna edici bir şekilde göstermediğini belirtti . Örnek olarak, Chlamydia Pneumoniae'ye karşı antibiyotikler kardiyak olay riskini azaltamadı.

Ancak şunları söyledi: "Bu küçük bir çalışma olsa da, sonuçlar önemlidir, çünkü en azından bir hasta alt grubunda, bulaşıcı tetikleyicilerin plak stabilizasyonunda doğrudan rol oynayabileceği fikrini yeniden oluşturuyorlar. Bazı hastalarda kardiyovasküler olayları önler. ”

Bayan Pisano, “Bağırsaktaki ve koroner plaktaki mikrobiyota, plak destabilizasyonu sürecinde patogenetik bir fonksiyona sahip olabilir ve potansiyel bir terapötik hedef haline gelebilir.
#Sağlık

0