Nâzım Hikmet

0 23.06.2019 20:26

Nâzım Hikmet Ran ya da kısaca Nâzım Hikmet, Türk şair, oyun yazarı, romancı ve anı yazarı. "Romantik komünist" ve "romantik devrimci" olarak tanımlanır. Siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir.

Doğum tarihi: 15 Ocak 1902, Selanik, Yunanistan
Ölüm tarihi ve yeri: 3 Haziran 1963, Moskova, Rusya
Doğum: Nâzım Hikmet; 15 Ocak 1902; Selanik, Osmanlı
Defin tarihi ve yeri: Novodeviçi Mezarlığı, Moskova, Rusya
Edebî akım: Toplumcu Gerçekçilik · Fütürizm

nazım hikmet
23.06.2019 20:33

1951 yılında Bakanlar Kurulu tarafından Türk Vatandaşlığından çıkarılan Nazım Hikmet, büyük dedesinin memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçti ve Borzecki soyadını aldı.
Uluslararası Barış Ödülü sahibi bir sanatçı olarak barış hareketi içinde aktif olarak yer alır. Dünya Barış Konseyi Başkanlık Divanı’na seçilir. Cezaevi yıllarından kalan hastalıklar onu rahat bırakmaz ve acılı yüreği 3 Haziran 1963 günü sabahı Moskova’daki evinde durur. Ve böylece 61 yıllık bir hayat Moskova'da sonlanır. Sadece yaşadığı her şey şiirinde yer alsın isteyen biriydi Mavi Gözlü Dev.

30.06.2019 14:25

"Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar bu karanlıklar aydınlığa..." dizelerinin sahibi, büyük üstad.

22.12.2019 19:47

Ülkede bu kadar vatan haini varken, Nazım gibiler vatan hasreti içinde ölmüşlerdir. Bu da bu ülkenin ayıbıdır.

16.01.2020 00:43

" Ölmeden bir kaç ay önce.
Şöyle yazmıştı.
Saçları saman sarısı Vera'sına;
"Gelsene dedi bana.
Kalsana dedi bana.
Gülsene dedi bana.
Ölsene dedi bana.
Geldim.
Kaldım.
Güldüm.
Öldüm."

*. *. *
Yıl 1955'di.
Nazım Moskova'da sürgündü.
53 yaşında.
Üstelik evliydi.
Vera Tulyakova 24 yaşında.
Genç bir kadındı.
Dul ve bir çocukluylu.
Ajans Novosti'de muhabirdi.
Söyleşi için birgün Nazım'ı aradı..
"Alo, Nazım Hikmet mi?.
Sizinle redaktör Vera Tulyakova konuşuyor"
Nazım randevuyu verdi.
Evinde buluştular.
Odada şair Ekber Babayev de vardı.
Vera sordu, Nazım cevapladı.
Söyleşi bittiğinde Nazım Babayev'e döndü ve Tatarca şöyle dedi.
"Fena kız değil, bilgili, güzel ama göğsü düz."
Vera anlamıştı söylenenleri.
Yüzü kızarmıştı.
..Ve Nazım'a en çok sevda şiirlerini yazdıracak büyük aşk böyle başlamıştı.

*. *. *
O günden sonra hergün görüştüler.
Telefonda konuştular.
Sık sık buluştular.
Nazım Vera'sız, Vera Nazım'sız yapamadı.
1959 yılında evlendiler.
Nazım evlenmek için sevgilisi Dr.Galina'dan boşanmak zorundaydı.
Tüm servetini ona devretti.
Ayrıldı..
Vera'sına kavuştu.
Kendi deyimiyle.
Saçları saman sarısı.
Gözleri mavi Vera'sına.

*. *. *
Ölene kadar onun aşkıyla yaşadı.
En sevgi dolu sözcükler Vera'ya yazılanlardı.
Her gittiği yerden yazdı.
Mesela Leningrad'tan.
"Lanet olsun ne muazzam şey seni sevmek!..
Sen benim aşkım, sen benim kızım, sen benim yoldaşım, sen benim küçük annemsin. Canım, bir tanem, seni sevmeden önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormuşum. Bu şehir güzelse senin yüzünden, bu elma tatlıysa senin yüzünden, bu insan akıllıysa senin yüzünden.”

*. *. *
Mesela Varşova'dan.
"Ve işte ben. Dün sesini işittiğimde dünyanın en mutlu insanı oluverdim. Hep bizi, seni ve beni düşünüyorum. Döndüğümde Rusça’yı gramer kurallarıyla yazacak kadar iyi öğreneceğim mutlaka. Seni böylesine sevmek ve bunu layıkınca yazıya aktaramamak insanı çıldırtıyor. Sen bebeğim benim, anlıyor musun yazdıklarımı? Eğer hastalanmazsam ayın 15’inde yani pazartesi buradan ayrılıyorum. Pazartesi! İşte böyle. Yaz bana, unutma. Ara sıra yani her dakika beni düşün. Öpüyorum seni, sevincim benim."

*. *. *
Ya da Prag'dan.
"Gittin, boşaldı Prag şehri. İçinden elini çekip çıkardığın bir eldiven gibi boşaldı. Söndü artık seni göstermeyen bir ayna gibi."

*. *. *
Bazen Kislova'dan.
"İçimde ak bir yol var.
Karıncalar buğday taneleriyle
bayram çığlıklarıyla kamyonlar gelir geçer
ama yasak, geçmez cenaze arabası.
İçimde mis kokulu
kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş,
çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil."

*. *. *
Hatta Moskova'dan.
"İlk ergenlik düşümden geliyorum sana
bu şehrin bana verdiği en tatlı yemiş en akıllı söz en insan sokaksın
günlük güneşlik rüzgârım benim
saçları saman sarısı kirpikleri mavi karım benim."

*. *. *
Nazım Vera'ya son şiirini 1963 yılında yazdı.
"Gelsene dedi bana.
Kalsana dedi bana.
Gülsene dedi bana.
Ölsene dedi bana.
Geldim.
Kaldım.
Güldüm.
Öldüm."

*. *. *
Öldü..
Bu şiirden bir kaç ay sonra 3 Haziran 1963'te öldü büyük şair.
Sürgün olduğu Moskova'da gömüldü.
Vera yaşadığı sürece Nazım'ı hiç unutmadı.
2001 yılında öldüğünde tek isteği Nazım'ın yanına gömülmekti.
Ama hiç boş yer yoktu..
Daha iyi bir çözüm bulundu.
Vera'nın külleri Nazım'ın mezarına konuldu.
Ölümsüz aşıklar. mezarda buluştu. "

18.01.2020 20:27

Cevriye bir hayat kadınıdır. Her gün bir veya birkaç adamla birlikte olur, hayatını kazanmaktadır.Yine böyle bir gün birlikte olduğu adam tarafından çok kötü dövülerek gecenin bir yarısında sokağa atılır.
Baygın bir vaziyette kaldırımda yatarken bir adam bunu fark eder ve yardımcı olmak için kaldırmaya çalışır. Cevriye baygındır,her yeri yara bere içindedir, adam Cevriyeyi kucağına alır evine götürür.
Adamın evi tek oda ve bir mutfak ve banyolu ufak bir bekar evidir. Odanın bir köşesinde tek kişilik bir yatak , pencere kenarında küçük bir çalışma masası ve sandalye, masanın üzerinde kitaplar, kalemler birde daktilo ve kağıtlar bulunmaktadır.
Adam kendi yatağına Cevriye yi yatırır kendisi de masada uyuklar.
Sabah olur adam kalkar bir çorba yapar eczanden ilaçla merhem alır Cevriye yi kaldırır.Cevriye uyanıp kendine gelir tanımadığı bir adam ve bilmediği bir evde bulmuştur kendini.
Adam , lütfen rahat olun, korkmayın der.
Ben sizi dün gece kaldırımda yatarken buldum , durumunuz iyi değildi alıp evime getirdim çorba pişirdim , çorbanızı için sonrada yaralarınıza merhem sürelim der.
Cevriye birçok erkek tanımıştır hiç bir erkek, babası ve erkek kardeşleri dahi kendisine böyle sevecen ve kibar davranmamıştır. Adamdan etkilenmeye başlamıştır.
Birkaç gün daha o evde adamla kalmış, adam kendisine yemekler pişirmiş yaralarına merhem sürüp ilaçlar içirip iyileşmesini sağlamıştır.
Bir gün adam dışarı çıkmış Cevriye evde kalmıştır. Masanın üzerindeki kitaplara bakar , daktilo ile yazılanları okur, yazılanlar çok hoşun gider bayağı etkilenir. Bunları o yazmış olmalı, ne kadar duygulu şeyler yazmış, ne kadar ince ruhlu birisi diye düşünür.
Bugüne kadar tanıdığı erkeklerden çok farklı üstelikte baya yakışıklı ve çekici diye düşünür.
Cevriye içinden kendi kendine ne o adama aşık mı oluyorum yoksa der. Aşık olsam da oda beni sever mi ki der.
Böyle düşünceler içinde iken akşam olmak üzeredir adam hala gelmemiştir, adamı merak etmeye başlamıştır.
Kendi kendine mırıldanarak ilk defa bir erkeği böyle merak ediyorum, aşk bumu acaba der .
Cevriye bu duygular içinde iken kapı açılır gelen o adamdır. Telaşlı bir şekilde selam verip içeri giren adam valizini çıkarıp eşyalarını içine koymaya başlar.
Cevriye sorar ne o acilen bir yere mi gideceksin nedir bu telaşın
Adam evet gidiyorum bir daha görüşemeyiz belki der.
Cevriye nereye diye sorar
Adam çok uzaklara diye cevap verir.
Cevriye ya ben ne olacağım diye sorar.
Adam ben bu evin bir aylık kirasını vermiştim istersen bir ay burada kalabilirsin der.
Adam valizin toplamıştır telaşlı bir şekilde kapıya doğru yönelir Cevriye ye hoşça kal küçüğüm kendine iyi bak der ve kapıda çıkıp merdivenlerden hızla inerek sokağa çıkar, Cevriye pencereden adamın arkasından sokaktan kaybolana kadar üzgün gözlerle bakar.
Cevriye hiç bu kadar kendin yalnız hissetmemiştir, hayatında hiç bir erkek kendisini bu kadar etkilememiştir.
Böyle kederler içinde akşam yemeği bile yemeden yatağın içine ağlayarak sabahı zor etmiştir...
Cevriye artık iyileştiğini ait olduğu İstanbul sokaklarına geri dönmesi gerektiğini düşünerek evden çıkar Tarlabaşından Taksime doğru yürüyüp Emek sinemasın yanındaki kitapçının önünden geçerken gözü gazete stanlarına takılır. Gazetenin birinde o adamın kocaman bir resminin görüp tam sayfa Vatan Haini NAZIM HİKMET Rusya ya Firar etti yazısını okur ve olduğu yere çöküp kalır...